"Her Müslümanın Ortak Davası Kudüs" adlı eser, Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi tarafından kaleme alınmış ve İzzet Marangozoğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Kitap, Kudüs'ün İslam'daki yeri ve önemi üzerine odaklanmaktadır, onu Müslümanların kutsal değerleri arasında üçüncü kabul ederek İsra ve Miraç şehri, peygamberlik ve bereket yurdu olarak tanımlar. Ayrıca, Yahudilerin Kudüs ve Filistin üzerindeki tarihsel ve dini iddialarını çürütmeyi amaçlar, bu iddiaların batıl olduğunu savunur ve Yahudi halkının kendi kutsal metinlerindeki bozgunculuklarını örneklerle ortaya koyar. Eser, Siyonizm'i emperyalizmin en tehlikeli formu olarak nitelendirirken, günümüz İsrail politikalarının ırkçı ve zalim doğasını eleştirir ve Filistin direnişini savunur. Kitap aynı zamanda İslam alimlerini ve Müslümanları Kudüs davasında birlik olmaya ve direnişi sürdürmeye çağırarak, bu mücadelenin tüm Müslümanların ortak sorumluluğu olduğunu vurgular.
Karadavi'nin "Her Müslümanın Ortak Davası Kudüs" adlı eserinden alıntılar, Kudüs'ün İslam'daki yeri, İsrail'in işgalci doğası, Müslüman ümmetinin durumu ve Kudüs davasına yönelik stratejiler hakkında derinlemesine bir bakış sunmaktadır. İşte bu alıntılardan çıkarılan ana temalar ve önemli fikirler:
1. Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın İslam'daki Merkezi Konumu
- Ortak Dava: Kudüs davası, tüm dünya Müslümanlarının ortak davasıdır. Yüce Allah'ın mübarek kıldığı, Müslümanların ilk kıblesi ve Peygamber'in İsra ve Miraç mekanını barındıran bu belde, İslam ümmetinin birliğinin ve onurunun aynası olarak görülmektedir. "Kudüs davası tüm dünya Müslümanlarının ortak davasıdır. Yüce Allah'ın mübarek kıldığını bildirdiği, Müslümanların ilk kıblesini ve Resûlullah (s.a.s.)'in isra ve miraç mekanını içinde barındıran bu beldenin bugün işgal altında olmasının sebebi dünya Müslümanlarının birlik ve bütünlüğünü kaybetmiş olmasıdır." (s. 7)
- Kıble Değişikliği ve Kudüs'ün Ebediliği: Medine'deki "Mescidü'l-Kıbleteyn" örneği, Müslümanların ilk kıblesinin Kudüs olduğunu ve buranın tarihi önemini vurgular. Kıble değişikliğine rağmen Kudüs'ün İslam'daki yeri sabittir. Yahudilerin kıble değişikliği üzerine çıkardığı yaygaraya Kur'an'dan ayetlerle cevap verilmiştir.
- İsra ve Miraç Şehri: Kudüs, Hz. Peygamber'in İsra ve Miraç yolculuklarının başlangıç noktası olması sebebiyle büyük bir manevi öneme sahiptir. Bu olay, dini liderliğin İsrailoğullarından yeni bir ümmete (İslam ümmeti) geçtiğinin ilahi bir ilanı olarak yorumlanmıştır.
- Peygamberler Diyarı: Süleyman (a.s) kıssasında "Bereketli kıldığımız yere doğru..." (s. 19) ifadesiyle Şam ve Filistin şehirlerinin kutsallığına işaret edilmektedir.
2. İsrail'in İşgalci, Yayılmacı ve Ahlaksız Doğası
- Siyonist İşgal ve Hedefler: İsrail, hedeflerini net bir şekilde ortaya koyarak kazı çalışmalarını sürdürmekte ve tüm Yahudi kamuoyunun onayıyla hareket etmektedir. "Siyonist İsrail, hedef ve planlarını net ve açık bir şekilde ortaya koyarak kazıları sürdürmektedir." (s. 23)
- "Büyük İsrail" Hayali: İsrail'in "Nil'den Fırat'a, Lübnan'dan Hicaz'a kadar Büyük İsrail" hedefini güttüğü belirtilir. Bu yayılmacı politika, "doldun mu?" sorusuna "daha yok mu?" şeklinde karşılık veren cehenneme benzetilmiştir. "Siyonistler hala Nil'den Fırat'a kadar uzanan Büyük İsrail'i hayal etmektedirler." (s. 110)
- Ahlaksızlık ve İkiyüzlülük: İsrail'in Filistinliler ve Araplarla ilişkilerinde temel ilkenin ahlaksızlık olduğu vurgulanır. Yahudi felsefesi ahlakın değişkenliğini öngörür ve kendilerine ayrı, başkalarına ayrı kurallar uygularlar. Tevrat'tan örnekler verilerek, İsraillilerin İsrailli olmayanlara faizle mal verebileceği belirtilirken, İslam'ın herkese eşit haram hükmüyle bu durumun çeliştiği ifade edilir. "Bu da onların, 'Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur' demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar." (s. 111)
- Anlaşmazlıkları Bozma Eğilimi: İsrail'in yalnızca lehine olan anlaşmalara saygı gösterdiği, aleyhine olanları kabul etmediği belirtilir. Rabin'in Oslo Anlaşması'nı reddetmesi ve Kudüs'ün "İsrail'in sonsuza dek başkenti" olacağını vurgulaması örnek olarak gösterilir.
- Terör ve Şiddet Politikası: İsrail'in kuruluşundan itibaren terör ve şiddetle hareket ettiği, katliamlar gerçekleştirdiği (Sabra ve Şatilla, El-Halil, Kana vb.) ve direniş liderlerine suikastlar düzenlediği belirtilir. Menahem Begin'in "Savaşıyorum o halde varım!" sözü, İsrail'in bu şiddet doğasını özetler. "İsrail, yeryüzünde fesadı, zulmü ve terörü yaymaktadır." (s. 114)
- Siyonist Emperyalizm: Siyonizmin yerleşimci, yayılmacı, ırkçı ve terörist bir emperyalizm olduğu belirtilir. İsrail'in Filistinlileri yerlerinden edip yerine dünyanın çeşitli yerlerinden Yahudileri yerleştirmesi, bu emperyalizmin yerleşimci yönünü açıkça gösterir. "Ülkemizde iki halka yer yoktur." (s. 120) ve "Arap toplumunu oduncu ve garson düzeyine indireceğiz." (s. 121) gibi ifadeler, bu ırkçı ve yerleşimci zihniyeti ortaya koymaktadır.
3. Müslüman Ümmetinin Durumu ve Kudüs Davasındaki Rolü
- Birlik ve Hassasiyet Kaybı: Kudüs'ün işgal altında olmasının temel sebebinin dünya Müslümanlarının birlik ve bütünlüğünü kaybetmiş olması olduğu belirtilir. Müslümanların kutsal değerlerine sahip çıkma konusundaki zaaflarının, kendi onur ve izzetlerine sahip çıkma konusundaki zaaflarından kaynaklandığı ifade edilir.
- Alimlerin Rolü: Alimlerin, Müslümanların yaralarına parmak basan ve ortak davalarıyla ilgilenen dava önderleri olması gerektiği vurgulanır. Yusuf el-Karadavi, bu vasfa sahip aktif alimlerden biri olarak gösterilir.
- "Vehn" Hastalığı: Ümmetin zayıflığının ve güçsüzlüğünün temelinde Peygamber Efendimiz'in "Dünyayı sevmek ve ölümü istememektir" (s. 35) olarak tanımladığı "vehn" hastalığı yatmaktadır. Ümmetin içini değiştirdiğinde, dünyayı en büyük derdi olmaktan çıkarıp ölümden korkmadığında Allah'ın ona güç ve zafer vereceği belirtilir.
- Uyanış Alametleri: Yazar, günümüzdeki İslami uyanışta bu alametlerin belirdiğini, akılların marifetle, kalplerin imanla yenilendiğini ve ümmetin gençlerine hayat verildiğini belirtir.
- İnsanlığın Ortak Maslahatı: Zalim güçlerin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmesinin, mustazaf insanların maslahatına olduğu ifade edilir. Zalimlerin birleşmesi felaket, ihtilaf etmesi ise rahmettir.
- Boykot Çağrısı: İsrail'e karşı ekonomik boykotun etkin bir şekilde sürdürülmesi ve ABD başta olmak üzere İsrail'i destekleyen tüm ülkelerin mallarının boykot edilmesi gerektiği vurgulanır. "Müslümanların İsrail'le alışveriş yapması caiz değildir." (s. 155)
- Hayaller ve Gerçekler: Hayal kurmanın ve ümit etmenin yaşayan her insanın hakkı olduğu, Yahudilerin de devletlerini kurma hayaliyle yaşadığı ve sonunda bunu gerçekleştirdikleri belirtilir. Müslümanların da düşmanlarına üstün gelme, topraklarını ve haklarını iade etme hayaliyle yaşaması gerektiği vurgulanır.
- Düşmanı Tanıma Zarureti: Düşmana karşı savaşan her insanın, düşmanını tüm yönleriyle tanıması, geçmişini, kişiliğini, değerlerini, planlarını ve zayıf/güçlü yönlerini bilmesi gerektiği belirtilir. "Biz gereği gibi düşmanımızı tanıyamadık. Uzun ömürlü bu düşmana karşı koyabileceğimiz etkili bir mücadele ortaya koyamadık." (s. 89)
4. Filistin Sorununun Tarihsel ve Dini Boyutları
- Yahudi "Tarihi Hak" İddialarının Reddi: Kudüs'ü ilk inşa edenlerin Kenanlılarla birlikte Arap yarımadasından göç eden eski Arap kabilelerinden Yebusiler olduğu belirtilir. Yahudilerin "tarihi hak" iddialarının asılsız olduğu, Filistin'de gurbette oldukları ve anavatanları olarak kalmadıkları vurgulanır. "Yahudilerin, Filistin'de işgalci ve bozguncu olarak geçirdikleri yılların toplamı alınsa bile hiçbir zaman İngilizlerin, Hindistan'da veya Hollandalıların Endonezya'da kaldıkları süreyi bulmaz." (s. 55)
- Vaat Edilen Toprak ve Antlaşma: Yahudilerin Tevrat'a dayanarak ileri sürdüğü "Arz-ı Mev'ud" (vaat edilen yer) iddiası, Kur'an'dan ayetlerle çürütülür. Allah'ın imameti (önderliği) zalimlere vermeyeceği, nimetlere neseple değil amellerle ulaşılacağı vurgulanır. İsmail (a.s)'ın İbrahim'in soyundan gelmesine rağmen İsrailoğullarının onu dışlaması eleştirilir.
- Bozgunculuk ve Ceza: Yahudilerin tarih boyunca işledikleri bozgunculuklar (fesat) ve bunun karşılığında uğradıkları cezalar (Babilliler ve Romalılar eliyle yıkım) hatırlatılır. Yahudilerin tekrar bozgunculuğa dönmesi halinde Allah'ın kanununun tekrar işleyeceği belirtilir. "Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın halde hiç çekinmeden her defasında anlaşmayı bozan kimselerdir." (s. 30)
- Filistinli Direnişinin Meşruiyeti: Filistinlilerin direnişine "terör" denilirse bunun meşru olduğu, Kur'an'ın "Onlara karşı gücünüz yettiğince, kuvvet ve cihad için besili atlar hazırlayın ki, bununla Allah'ın düşmanını ve sizin düşmanınızı korkutasınız." (s. 114) emriyle desteklendiği ifade edilir.
- 1948 ve 1967 İşgalleri: 1947'deki "taksim kararı"nın ümmet tarafından reddedildiği ancak sonrasında pişmanlık duyulduğu, 1948'de İsrail'in kuruluşu ve Filistinlilerin sürülmesi trajedisinin yaşandığı belirtilir. 1967 işgalinin, 1948 işgalini unutturduğu eleştirisi yapılır.
- Kudüs'ün Müslümanlara Aitliği: Filistin'in sadece Filistinlilerin mülkü olmadığı, Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın tüm İslam dünyasının mülkü olduğu ve Kıyamete kadar gelecek tüm Müslüman kuşaklara ait olduğu vurgulanır.
5. Liderlik ve Sorumluluk
- Dava Önderi Alimler: Üstat Karadavi, dava önderi alimlerin önemini vurgulayarak, kendisinin de bu vasfıyla sadece akademik camiayla sınırlı kalmayıp tüm dünyadaki mağdur Müslümanların sesi olmaya çalıştığını belirtir.
- Kuşakların Sorumluluğu: Yeni nesillere Mescid-i Aksa ve Kudüs sevgisinin aşılandığı, Siyonist İsrail'e karşı nefretin ekildiği ancak yapılan sözde barış anlaşmalarıyla bu değerlerin bir çırpıda silindiği eleştirisi yapılır. "Dün cihat, yiğitlik ve kahramanlık adını verdiğimiz şeyleri, bugün şiddet ve terör; katil bildiklerimizi de şerefli olarak anar hale geldik." (s. 146)
- Vazgeçmeme ve Direniş: Müslümanların ümitsizlikten ve güçsüzlükten kurtulması, zillet içinde yaşamaya razı olmaması ve düşmana karşı "Hayır!" diye haykırması gerektiği vurgulanır. "Siz üstün durumda iken gevşeyip barış istemeyin." (s. 148) ayetiyle direnişe teşvik edilir.
- Filistin İçi Birlik: Filistinli gruplar arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesi gerektiği, çünkü herkesin aynı mevzide işgalci Siyonist İsrail'e karşı büyük bir savaş yürüttüğü hatırlatılır. Şeyh Ahmed Yasin'in "Filistin yönetimi bizimle savaşırsa biz asla onunla savaşmayacağız." (s. 156) sözü, birlik ve karşılıklı anlayışın önemini gösterir.
Bu metin, Kudüs davasını sadece siyasi veya etnik bir sorun olarak değil, derin tarihi, dini ve ahlaki boyutları olan bir ümmet meselesi olarak ele almaktadır. İsrail'in doğasına yönelik sert eleştiriler ve Müslümanlara yönelik birlik, direniş ve vehn hastalığından kurtulma çağrıları metnin temel mesajlarını oluşturmaktadır.