Bu kitap, Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul tarafından yazılan "Reis Gladio'nun Türk Tetikçisi" başlıklı bir çalışmadır. Metin, Abdullah Çatlı'nın hayatını ve Türkiye'deki siyasi şiddet olaylarındaki rolünü inceliyor, özellikle de Gladio ile olan bağlantılarına odaklanıyor. Yazarlar, Çatlı'nın çocukluğundan başlayarak Ülkücü hareket içindeki yükselişini, Abdi İpekçi suikastı ve Bahçelievler Katliamı gibi olaylardaki dahli iddialarını, Mehmet Ali Ağca'nın cezaevinden kaçışını düzenlemesini ve Papa Suikastı'ndaki potansiyel bağlantılarını belgeliyor. Ayrıca, Çatlı'nın uyuşturucu kaçakçılığı ve gizli servislerle (özellikle MİT ve CIA) olan karmaşık ilişkilerini ve bu ilişkilerin ülkedeki derin devlet yapılanmasıyla nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Kitap, Susurluk Kazası'na giden süreçteki kritik olayları ve bu olaylarda adı geçen kilit figürlerin rollerini aydınlatarak, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin karanlık bir dönemine ışık tutmayı amaçlıyor.

Kaynak, Abdullah Çatlı'nın hayatını ve faaliyetlerini ayrıntılı olarak ele almaktadır. Kitapta, Çatlı'nın çocukluğundan başlayarak Ülkücü hareket içindeki yükselişi, karıştığı cinayetler, gizli servislerle ilişkileri ve uluslararası uyuşturucu ve silah kaçakçılığı şebekeleriyle bağlantıları incelenmektedir. Özellikle Abdi İpekçi cinayeti ve Papa Suikastı'ndaki rolü ile Susurluk Kazası gibi önemli olaylardaki yeri vurgulanmaktadır. Ayrıca Türk derin devletinin yapısı, Gladio, MİT ve çeşitli siyasi figürlerin bu olaylarla olan ilişkileri de açıklanmaktadır.

Bu belge, Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul tarafından kaleme alınan "Reis: Gladio'nun Türk Tetikçisi" adlı kitabın ana temalarını, önemli fikirlerini ve olgularını özetlemektedir. Kitap, Türkiye'nin yakın tarihindeki karmaşık siyasi olayları, derin devlet yapılanmalarını ve organize suç dünyasıyla bağlantılarını Abdullah Çatlı figürü üzerinden incelemektedir.

Genel Bakış

"Reis: Gladio'nun Türk Tetikçisi" kitabı, Abdullah Çatlı'nın hayatını ve faaliyetlerini merkeze alarak Türkiye'nin 1960'lı yıllardan 1990'lı yılların sonuna kadar uzanan çalkantılı dönemini gözler önüne sermektedir. Kitap, Çatlı'nın Ülkücü hareket içindeki yükselişini, terör eylemlerindeki rolünü, uluslararası uyuşturucu ve silah kaçakçılığı şebekeleriyle bağlantılarını, Avrupa'daki kaçış yıllarını ve nihayet Susurluk Kazası'na giden süreci detaylandırmaktadır. Temel olarak, devletin çeşitli kademelerindeki bazı unsurlarla organize suç örgütleri ve aşırı sağcı gruplar arasındaki "kirli" ilişkilerin bir portresini çizmektedir.

Kitabın yazarları, Abdullah Çatlı gibi "kırk yıllık yaşamına birçok esrarengiz olayı sığdırabilen bir kişinin izini sürmenin hiç de kolay olmadığını" belirtmekle birlikte, "Türkiye'nin en hareketli yıllarının bir fotoğrafını çıkaracağını" ummuşlardır. Bu amaçla çok sayıda arşiv malzemesi, gazete haberi, makale, kitap, tanık ifadesi ve belgenin titizlikle incelendiği vurgulanmaktadır.

Ana Temalar ve Önemli Fikirler/Olgular

1. Abdullah Çatlı'nın Yükselişi ve Ülkücü Hareket İçindeki Rolü

  • Erken Yaşam ve Aile Kökenleri: Abdullah Çatlı, 1 Haziran 1956'da Nevşehir'de doğmuştur. Ailesi Demokrat Parti sempatizanıydı ve sağ partilere oy veriyordu. Çocukluğundan itibaren liderlik vasıfları göstermiştir. Kitap, Çatlı'nın "küçüklüğünden beri hep farklı bir çocuk olduğunu. Mahalledeki oyunları o tayin ettiğini. Nerelere gidileceğini hep o" belirlediğini aktarır. (s. 19)
  • Ülkücü Harekete Katılım ve Komando Kampları: Çatlı, ilkokul yıllarından itibaren Alparslan Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) gençlik kolları olan Ülkü Ocakları'na yakınlık duymaya başlamıştır. 1960'lı yılların sonunda yaygınlaşan "Komando kamplarında" eğitim almıştır. MHP'nin anti-komünist mücadelesinde aktif rol oynamıştır. Alpaslan Türkeş, 1968'de yaptığı açıklamada, "CKMP'nin komünistlerle mücadele için komando birlikleri kurduğunu... Gençlik kolları çeşitli kültürel faaliyetlerde bulunuyorlar. Bu arada kendilerine judo da öğretiliyor." demiştir. (s. 26)
  • Ankara İl Başkanlığı ve Terör Eylemleri: Çatlı, genç yaşında Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı olmuş ve "teşkilatçı ve gözü kara" kişiliğiyle tanınmıştır. Eylemleri doğrudan organize etmiş, kendisine bağlı "çelik çekirdek" gruplar oluşturmuştur. Bu sayede, olayların açığa çıkması durumunda yakalananların sayısını minimumda tutmayı hedeflemiştir.
  • Balgat Katliamı (1978): Mustafa Pehlivanoğlu'nun itirafına göre, Balgat Katliamı'nı Çatlı'nın talimatlarıyla gerçekleştiren gruplar arasında Pehlivanoğlu da bulunuyordu. (s. 56-57)
  • Bahçelievler Katliamı (1978): Kitabın en önemli bölümlerinden biri olan Bahçelievler Katliamı, Çatlı'nın liderliğindeki Ülkücülerin 9 Ekim 1978'de yedi TİP'li öğrenciyi öldürmesini anlatır. Katliamda Haluk Kırcı, Ahmet Ercüment Gedikli ve Kürşat Poyraz gibi isimler yer almıştır. Çatlı'nın olay yerinde "Reis" olarak adlandırıldığı ve infaz emrini verdiği belirtilir. Yaralı kurtulan Serdar Alten, "Otomobilde bulunan şahsın orta boylu, yirmi üç yaşlarında biri olduğunu ve diğerlerinin kendisine 'Reis' diye hitap ettiğini söyleyebildi ve ekledi: 'Otomobilin plakası 34 PD, numarasını görmedim...'" ifadesiyle Çatlı'ya işaret etmiştir. (s. 61) Bu olayda kullanılan aracın 06 PD 137 plakalı Chevrolet Malibu olduğu ve Abdullah Çatlı'nın tasarrufunda bulunduğu ortaya çıkmıştır. (s. 63)
  • Doç. Dr. Bedrettin Cömert Cinayeti (1978): Çatlı'nın 1978'i oldukça "faal" geçirdiği belirtilir ve Doç. Dr. Bedrettin Cömert cinayetinin faillerinden biri olduğu iddia edilir. (s. 64)
  • Ünlü İsimlerin Öldürülmesi ve Terörün Tırmandırılması: 1978'den itibaren Türkiye'nin aydınları peş peşe suikastlara uğramış, MHP'nin siyasal ve toplumsal gerilimi artırmaya yönelik bir strateji izlediği, terörü kitleselleştirmek istediği ifade edilmiştir. Hamit Fendoğlu'na gönderilen bombalı paketin Malatya ve Kahramanmaraş'ta çatışmalara zemin hazırladığı, MİT kayıtlarına göre bu olayları yaratanlar arasında Abdullah Çatlı'nın da bulunduğu belirtilir. (s. 52)

2. Devletin İçine Sızma ve Gladio Bağlantıları

  • MHP'nin Koalisyon Hükümetleri ve Devlet Kadrolarına Yerleşme: 1975'te kurulan AP-MSP-MHP-CGP koalisyon hükümetinde MHP'nin ilk kez devletin kilit yerlerine kadro yerleştirmeye başladığı, Alparslan Türkeş'in başbakan yardımcılığına getirilerek Milli İstihbarat Teşkilatı'nı (MİT) kontrol etmeye başladığı belirtilmiştir. (s. 36)
  • Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi: Kamuoyunun "kontrgerilla" terimiyle ilk kez 1970'li yıllarda tanıştığı, işkence görenlerin "Genelkurmay'a bağlı Kontrgerilla teşkilatının elindesin! Burada Anayasa yok! Yasalar yok! Yalnızca biz varız!" gibi ifadelerle sorgulandıklarını aktardığı belirtilir. (s. 29) Kitap, Türkiye'deki Özel Harp Dairesi'nin, 1990'ların başında İtalya'daki "Gladio Skandalı" patlak verdiğinde ortaya çıkan NATO'ya bağlı gizli örgütlenmelerin bir benzeri olduğunu vurgular. "Türk Gladio örgütü, 1970'li yıllarda pek çok aydın ve işçi önderini katleden faşist 'Bozkurtlar'ın saflarından toplanmıştır." (s. 133)
  • 12 Eylül Darbesi ve "Bizim Çocuklar" (Our Boys): 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesindeki terör eylemlerinin darbe ortamını hazırladığı, CIA Türkiye Masası Şefi Paul Henze'nin Beyaz Saray'ı aradığında "Our boys have done it" (Bizim çocuklar darbe yaptı) dediği ve ABD Başkanı Carter'ın habere sevindiği aktarılır. (s. 99)
  • MİT-Kaçakçı-Ülkücü İşbirliği: Kitap, Abdi İpekçi cinayeti soruşturması sırasında MİT'in bazı kaçakçıları koruduğunu, bu kaçakçıların sahte pasaport düzenlediğini, cezaevinden adam kaçırdığını, döviz ve silah kaçakçılığı yaptığını ve Ülkücülerle sıkı ilişki içinde olduğunu iddia eder. (s. 82) MİT'ten Hiram Abas ve Mehmet Eymür'ün CIA'cı Paul Henze ile ilişki içinde olduğu ve bu üçlünün Türk mafyası ve Ülkücülerle işbirliği içinde olduğu öne sürülmüştür. (s. 115)

3. Uluslararası Bağlantılar, Uyuşturucu ve Silah Kaçakçılığı

  • Papa Suikastı ve Uluslararası Şebekeler: Mehmet Ali Ağca'nın Papa II. Johannes-Paulus suikastında (1981) Abdullah Çatlı, Oral Çelik ve Mehmet Şener ile birlikte hareket ettiği belirtilir. Suikastın ardındaki uluslararası uyuşturucu-silah kaçakçıları ve gizli servisler ağına dikkat çekilir. Çatlı'nın Fransız savcıya verdiği ifadede, "Ağca'nın Bulgaristan'da kalmasının, pasaport beklemekten başka hiçbir amacı yoktu" dediği aktarılır. (s. 98) Suikastta kullanılan silahların Bekir Çelenk aracılığıyla temin edildiği ve Çelenk'in uluslararası kaçakçılarla, özellikle Suriyeli Ermeni Henri Arsan ile işbirliği yaptığı ortaya konulmuştur. (s. 123-124)
  • CIA, DEA ve "Narco-Dolar": Henry Arsan'ın uyuşturucu ve silah ticaretinde "narco-dolar" kavramının yaratıcısı olduğu, DEA ile işbirliği yaparak CIA denetimine girdiği ve işlerini büyüttüğü anlatılır. (s. 127)
  • Gladio'nun Finansmanı: Kitap, İtalyan Gladio'sunun P2 Mason Locası, İtalyan mafyası, neo-Nazi aşırı sağcılar ve CIA ile ilişkili olduğunu, bunun Türkiye'deki duruma benzediğini iddia eder: "CIA ve MİT'in mason ekibi, Türk mafyası ve Ülkücüler..." (s. 115)
  • Çatlı'nın Avrupa ve Amerika'daki Faaliyetleri: Çatlı, Avrupa'daki kaçış yıllarında sahte pasaportlar kullanarak uyuşturucu ticaretine karışmıştır. İsviçre güvenlik yetkililerinin raporlarına göre, "eroin ticaret şebekesinin Türk kökenli sağ siyasi görüşlü ve İslam dinine mensup kişilerden oluştuğu anlaşılmıştır. Uluslararası sahnede aranan teröristler Çatlı, Çelik ve Şener esas eylemcilerdir." (s. 173) Çatlı'nın Amerika'ya da Stephano Delle Chiae gibi uluslararası teröristlerle birlikte gittiği iddia edilmiştir. (s. 152-154)

4. MİT ve Emniyet İçindeki Çekişmeler ve Derin Devlet Yapılanmaları

  • ASALA ile Mücadele ve Ülkücülerin Kullanılması: 1982'de ASALA'ya karşı "aktif mücadele" kararı alınmasının ardından, MİT'in Ülkücüleri taşeron olarak kullanmaya başladığı belirtilir. Metin Günyol ve Korkut Eken gibi isimlerin bu operasyonlarda rol oynadığı iddia edilmiştir. (s. 156-160) Oral Çelik, uyuşturucuyu kendilerine MİT'in verdiğini ima etmiştir. (s. 167)
  • Çatlı'nın Türkiye'ye Dönüşü ve Mehmet Ağar Dönemi: Abdullah Çatlı, 1990'da Türkiye'ye "Mehmet Özbay" kimliğiyle dönmüş ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile yakın ilişkiler kurmuştur. Ağar'ın, "Emniyet tarihinde, merdivenin basamaklarını Mehmet Ağar kadar hızla tırmanan belki de başka hiçbir polis yoktu." ifadesiyle yükselişi vurgulanır. (s. 219) Çatlı, artık MİT'in değil, Emniyet'in adamıydı. (s. 220) Ağar'ın Çatlı'ya "uzman" kimliği ve silah taşıma ruhsatı vermesi dikkat çekicidir. (s. 232-233)
  • "Çiller Özel Örgütü" ve "Kürt İşadamları" Cinayetleri: Kitapta, Turgut Özal'dan sonra Tansu Çiller döneminde de bir "Çiller Özel Örgütü"nden bahsedildiği, Emniyet ayağının Mehmet Ağar olduğu ima edilir. (s. 226) 1994 yılında Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım gibi "Kürt mafyasının önemli isimleri"nin kaçırılıp öldürülmesi olayları, "polis" yelekli, otomatik silahlı ve telsizli sivil kişilerce gerçekleştirilmiştir. (s. 230-231) Bu cinayetlerin arkasında "çok gizli operasyonlar" olduğu iddia edilir ve Yaşar Öz gibi isimlerin bu operasyonlarda kullanıldığı öne sürülür. (s. 235)
  • Tarık Ümit'in Kaçırılması ve Öldürülmesi: MİT ajanı olduğu iddia edilen uyuşturucu kaçakçısı Tarık Ümit'in, Mehmet Ağar'a bağlı özel ekip tarafından kaçırılıp sorgulandığı ve hesabından 4 milyon mark çekildiği belirtilir. (s. 248) MİT raporunda, "Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a bağlı özel ekip, çoğunluğu kaçakçılardan oluşan elli kişilik bir liste hazırlamış, listedeki bu şahıslardan muhtelif tarihlerde ceman 30-40 milyon doları bulan miktarda para almışlardır." denilmektedir. (s. 251)
  • Gazi Mahallesi Olayları (1995): Gazi Mahallesi'ndeki kahve taramaları ve ardından çıkan çatışmalarda 21 vatandaşın hayatını kaybetmesi, provokasyonun devlet tarafından kullanılan "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından yapıldığı iddia edilir. Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, provokasyonun nedeninin "Tarık Ümit olayıyla ilgilenen JİTEM'e ders vermek" olduğunu söylemiştir. (s. 260) Bu olaylar, devletin güvenlik güçleri olan JİTEM, MİT ve Emniyet arasındaki derin çatışmaları gözler önüne sermektedir.

5. Susurluk Kazası ve Ortaya Çıkan Gerçekler

  • Kaza ve Ardından Çıkan Deliller: 3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasında Abdullah Çatlı, Gonca Us ve Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ hayatını kaybetmiş, DYP Milletvekili Sedat Bucak yaralı kurtulmuştur. Kazanın ardından Mercedes otomobilin içinden çok sayıda silah, mermi, susturucu ve sahte belge çıkmıştır. (s. 308-309) Mehmet Ağar, başlangıçta "Hüseyin Kocadağ Çatlı'yı yakalamış ve teslim etmeye götürüyordu" dese de bu ifadesini düzeltmiştir. (s. 315)
  • Ortaya Çıkan İlişkiler Ağı: Kaza, devlet görevlileri (Hüseyin Kocadağ, Mehmet Ağar, Korkut Eken, İbrahim Şahin), siyasetçiler (Sedat Bucak) ve organize suç figürleri (Abdullah Çatlı, Sami Hoştan, Ali Fevzi Bir) arasındaki karmaşık ve kirli ilişkileri gözler önüne sermiştir. Telefon kayıtları, bu isimlerin olaydan önce ve sonra yoğun temas içinde olduklarını göstermektedir. (s. 291-292)
  • Silah Ticareti ve Şaibeler: Mercedes'ten çıkan silahların bir kısmının ruhsatsız olduğu, İsrail'den "hibe" adı altında getirilen silahların akıbetinin belirsiz olduğu ve bunların Özel Harekat Dairesi'ne teslim edildiği ortaya çıkmıştır. (s. 311-314) Meral Akşener'in müfettişlerin İsrail'e gidip firma kayıtlarını incelemesine izin vermemesi şüpheleri artırmıştır. (s. 314)
  • Kokain ve Diğer Bulgular: Çatlı'nın üzerinden 0.33 gram kokain çıkması, organize suç dünyasının sadece silah ve uyuşturucu ticaretiyle sınırlı kalmayıp, kokain gibi maddelerin de piyasasında etkin olduğunu göstermiştir. (s. 315)

Sonuç

"Reis: Gladio'nun Türk Tetikçisi", Abdullah Çatlı'nın yaşamı üzerinden Türkiye'nin yakın siyasi tarihine ışık tutan, derin devlet, organize suç, siyaset ve uluslararası istihbarat arasındaki karmaşık ve çoğu zaman karanlık ilişkileri açığa çıkarmaya çalışan kapsamlı bir araştırmadır. Kitap, kamuoyunun "Susurluk" olayıyla öğrendiği pek çok gerçeğin kökenlerini ve bağlantılarını detaylı bir şekilde sunarak, devlet içindeki gayriresmi yapılanmaların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamaktadır. Aynı zamanda, "kullanılanlar" ve "kullananlar" arasındaki ilişkinin boyutlarını ve bu yapıların nasıl sürekli olarak dönüştüğünü de gözler önüne sermektedir.