Prof. Dr. Ali Demirsoy'un "2035, Sonun Başlangıcı" adlı eseri, yazarın biyografik bilgilerini sunarak başlar ve onun akademik geçmişini, özellikle biyoloji alanındaki doktorasını ve uluslararası çalışmalarını vurgular. Kitap, küresel ısınma ve bunun neden olduğu toplu yok oluş tehdidi üzerine odaklanmaktadır. İçindekiler kısmı, sera etkisi, karbon döngüsü, iklim değişiklikleri, deniz seviyesindeki yükselmeler ve doğanın tamponlama sisteminin bozulması gibi bilimsel konuları detaylı bir şekilde ele alır. Ayrıca, geçmişteki iklim olaylarından ve doğal döngülerden bahsederek günümüzdeki tehlikenin emsalsiz boyutunu ortaya koyar ve uluslararası anlaşmalara rağmen karbon emisyonlarındaki artışı ve Türkiye'nin bu konudaki durumunu inceler. Eser, fosil yakıt kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi ve nükleer füzyon gibi çözüm önerileri sunarak, insanlığın karşı karşıya olduğu büyük tehlikeye dikkat çeker ve acil önlem alınmazsa geri dönüşü olmayan bir felaketle karşılaşılabileceği uyarısında bulunur.
Bu belge, Prof. Dr. Ali Demirsoy'un "2035 Sonun Başlangıcı" adlı kitabından ve ilgili kaynaklardan derlenen bilgilerle küresel ısınma tehdidini, nedenlerini, sonuçlarını ve olası çözüm önerilerini detaylı bir şekilde ele almaktadır.
1. Prof. Dr. Ali Demirsoy'un Özgeçmişi ve Bilimsel Katkıları
Prof. Dr. Ali Demirsoy, 1945 yılında Erzincan'ın Kemaliye ilçesinde doğmuş, Türkiye'nin önde gelen biyologlarından ve çevre bilimcilerindendir. Eğitimini Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü'nde tamamlamış ve 1966 yılında Atatürk Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde asistan olarak göreve başlamıştır. Doktora tezini "Erzurum ve Civarı Vilayetlerin Orthoptera Faunası" üzerine, doçentlik tezini ise "Türkiye'nin Caelifera Faunası'nın Taksonomik İncelenmesi" üzerine yapmıştır.
Demirsoy, Almanya'da DAAD ve Alexander von Humboldt bursları ile Hamburg Üniversitesi, Paris ve Londra'daki araştırma enstitülerinde çalışmalar yapmıştır. 1974 yılında Kuzey Kutbu, Grönland ve İzlanda civarında oşinografi, yavru balık ve deniz akımlarını inceleyen Birleşmiş Milletler destekli bilimsel bir araştırmaya aktif olarak katılmıştır. 1982-2012 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır.
Bilim dünyasına kazandırdığı 2 cins ve 20 tür ve alt tür bulunmaktadır. Ayrıca, çeşitli araştırmacılar tarafından 14 hayvan ve bitki türüne, bir alt familyaya ve iki cinse "Demirsoy" adı verilmiştir. TÜBİTAK adına 12 yıl boyunca Dünya Biyoloji Olimpiyatları'na Türk takımını hazırlamış ve "Ekoloji Temelli Doğa ve Bilim Yaz Okulları" projesini hayata geçirmiştir. Kemaliye'de Türkiye'nin ilk kapsamlı doğa tarihi müzesinin kurulmasına öncülük etmiştir. 2012 yılında emekli olan Demirsoy'un çevre, biyoloji, evrim, temel bilimler ve sosyal olayların yorumlanması üzerine çok sayıda kitabı ve yüzlerce konferansı bulunmaktadır.
2. Küresel Isınma: Yok Oluşun Başlangıcı
Demirsoy, kitabında küresel ısınmanın insanlık için bir "toplu yok oluş" tehdidi oluşturduğunu ve eğer gerekli önlemler alınmazsa, gezegenin canlılar açısından yaşanamaz bir sıcaklığa ulaşacağını vurgulamaktadır. Ona göre bu, geçmişteki yok oluşlardan farklı olarak, yaşam ortamlarının yeni bir filiz vermeye izin vermeyecek kadar kirletilmiş olması nedeniyle "son ve ebedi yok oluş" olabilir. Çağımızı, insan faaliyetlerinin dünya yaşamına damgasını vurduğu "Antroposen" olarak adlandıran bilim insanları, bu tehdidin ciddiyetini ortaya koymaktadır.
Temel Tehditler ve Nedenleri:
- Sera Gazları ve Termostat Mekanizmasının Bozulması: Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) gibi sera gazlarının artışı, Dünya'nın doğal termostat mekanizmasını bozmaktadır. Geçmişte, karbondioksit, okyanuslardaki canlılar (mercanlar, kabuklu deniz hayvanları) tarafından karbonatlı kayaçlar halinde depolanarak atmosferdeki dengeyi sağlamıştır. Ancak, sanayi devrimiyle birlikte fosil yakıt tüketimi ve orman tahribatı, atmosfere fazladan milyarlarca ton CO2 salınmasına neden olmaktadır.
- 1958'de 317.71 ppm olan CO2 miktarı, 2018 itibarıyla 406 ppm'ye yükselmiştir. Güvenli üst sınır 340 ppm olarak kabul edilmektedir.
- Metan, CO2'den 20 kat daha etkili bir sera gazıdır ve biyolojik çevrime katılmadan 10 yıl kadar atmosferde kalabilir. Buzulların erimesiyle serbest kalan Sibirya turbalıklarındaki donmuş metan (termofrost), potansiyel bir "klatrat bombası" tehdidi oluşturmaktadır.
- Ozon Tabakasının Tahribatı: Kloroflorokarbon (CFC) gibi endüstriyel gazlar, stratosferdeki ozon tabakasını tahrip ederek Güneş'ten gelen yüksek enerjili morötesi ışınların Dünya yüzeyine ulaşmasına ve küresel ısınmayı artırmasına neden olmaktadır. Özellikle kutuplardaki ozon yırtıkları bu durumun somut göstergesidir.
- Kirlilik ve Doğal Kaynakların Tükenmesi: Hava, su ve toprak kirliliği, tarım arazilerinin bozulması, tatlı su ve enerji kıtlığı, gezegenin doğal döngülerini ve yaşamı destekleme kapasitesini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Londra'da 1952'de yaşanan ve 8.000 kişinin ölümüne yol açan ölümcül sis olayı, çevre kirliliğinin boyutlarını gösteren erken bir örnektir.
3. Küresel Isınmanın Olası Sonuçları (1-6°C Artış Senaryoları)
Prof. Dr. Demirsoy, sıcaklık artışlarının gezegen üzerindeki yıkıcı etkilerini kademeli olarak açıklamaktadır:
- 1°C Artışta: ABD'nin verimli çiftlikleri çölleşebilir, Karadeniz gibi bölgeler şanslı sayılsa da gıda üretimi azalacak ve kıtlıklar artacaktır. Grönland buz kütlesi hızla eriyerek deniz seviyesini 7 metre yükseltebilir. Mercan resifleri zarar görecek, böcek göçleri başlayacak ve iğne yapraklı ağaçlarda büyük hasarlar görülecektir.
- 2°C Artışta: "Trenin kaçırılması" anlamına gelir. Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacak, Alplerde kar yağışı sona erecektir. El Nino gibi tayfunlar günlük atmosferik hareketler haline gelecek. Akdeniz bölgesi (Atlantik'ten Hindistan'a kadar) tam bir çöle dönüşecek, Paris ve Avrupa'nın güneyinde kum fırtınaları esecektir. Dünya oksijeninin %20'sini üreten Amazon Ormanları kuruyabilir, bu da milyarlarca ton karbonun atmosfere salınmasına yol açabilir. New York finans merkezleri sular altında kalabilir. Parazitik hastalıklar Türkiye ve Akdeniz ülkelerini daha fazla etkileyecektir.
- 3°C Artışta: New York'un finans merkezleri sular altında kalacak, kasırga ve dalgalar afet haline gelecek. İran ve Türkiye neredeyse tamamen çöle dönecek, İspanya, İtalya, Yunanistan çölleşecektir.
- 4°C Artışta: İnsanlığın yaşam alanları önemli ölçüde daralacak, büyük şehirler çölleşecek, kasırgalar ve tayfunlar günlük hava olaylarına dönüşecektir. Himalayalar'daki buzulların erimesiyle Ganj Nehri gibi önemli su kaynakları kuruyacak, 1,5 milyar insan göçe zorlanacaktır.
- 5-6°C Artışta: New York tamamen sular altında kalacak, bugünkü medeniyetin yaygın olduğu karaların büyük bir kısmı çöle dönecektir. Büyük şehirlerin yerlerinde yeller esecek, kasırga ve tufanlar günlük iklimsel hareketlere dönüşecektir. Bu, adeta ikinci bir Mezozoik dönemine girilmesi anlamına gelecektir. Bilim insanlarının çoğu, bu yüzyılın sonunda sıcaklığın 150°C'ye, hatta bazılarına göre 350°C'ye çıkabileceğini tahmin etmektedir.
4. Küresel Isınmaya Yönelik Uluslararası Girişimler ve Mevcut Durum
Küresel ısınma ile mücadele amacıyla son 20 yıldır uluslararası çalışmalar yürütülmektedir.
- İlk Uluslararası Konferans (1988): Dünya Meteoroloji Örgütü ve Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen IPCC (Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli) konferansında, taraf ülkeler sera gazı üretimlerini 2000 yılına kadar 1990 yılı düzeyine çekeceklerini taahhüt etmişlerdir. Ancak yaptırımı olmayan bu anlaşmaya büyük ölçüde uyulmamıştır.
- Kyoto Protokolü (1997): Japonya'nın Kyoto kentinde düzenlenen konferansta, gelişmiş ülkelerin altı sera gazı üretimini 2012 yılına kadar 1990 düzeylerinin en az %5.2 altına çekmesi kararlaştırılmıştır. Ancak, ABD başta olmak üzere birçok ülke bu protokole ya imza atmamış ya da uymamıştır. Türkiye, OECD ülkesi sayıldığı için Ek-1 ve Ek-2'ye tabi tutulmuş, ancak sanayileşmesini 1990 sonrası hızlandırdığı için bu taahhütleri yerine getirmekte zorlandığını belirtmiştir.
- Paris İklim Anlaşması (2015): 195 ülkenin katılımıyla 2°C'lik sıcaklık artışını 1.5°C'ye düşürme hedefiyle anlaşma sağlanmıştır. Ancak, ABD'nin 2017'de anlaşmadan çekilmesi gibi durumlar, küresel işbirliğinin kırılganlığını göstermektedir.
- Mevcut Durum:2018 itibarıyla atmosferdeki CO2 miktarı 406 ppm olup, güvenli kabul edilen 340 ppm'nin çok üzerindedir.
- Yenilenebilir enerji yatırımları artsa da, enerji tüketimi ve fosil yakıt bağımlılığı hala yüksektir. 2018'de AB'nin nihai enerji tüketimindeki yenilenebilir kaynak payı %18'e ulaşmıştır, ancak hedeflerin gerisindedir.
- Termik santrallerden salınan CO2 ve diğer zehirli gazlar, çevre tahribatını sürdürmektedir. Türkiye'de de termik santrallerin baca filtresi takma zorunluluğu ertelenmiştir.
- Küresel ısınmaya karşı farkındalık artmakta, milyonlarca insan iklim eylemlerine katılmaktadır. Ancak, karar alıcıların ve büyük şirketlerin eylemleri yetersiz kalmaktadır.
5. Olası Çözüm Önerileri
Demirsoy, küresel ısınmanın yıkıcı etkilerinden korunmak için kapsamlı ve acil önlemler alınması gerektiğini belirtmektedir:
- Sera Gazı Emisyonlarının Azaltılması: Taşımadan sanayiye kadar her alanda daha az karbon emisyonu sağlayan yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Fosil yakıt rezervlerinin kullanımına sınır getirilmeli ve uluslararası kuruluşlarca denetlenmelidir.
- Karbon Yakalama ve Depolama (CCS): Çıkan karbondioksitin depolanması maliyetli olsa da uygulanması gereken bir yöntemdir.
- Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Yönelme: Fotovoltaik sistemler (güneş enerjisi), rüzgar türbinleri ve hidroelektrik gibi temiz enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ve geliştirilmesi şarttır. Ancak, bu yatırımlar önemli maliyetler gerektirmekte ve geç kalınmış olabilir.
- Enerji Verimliliği ve Tasarruf: Evlerde yalıtımın artırılması, elektrikli cihazların verimli kullanılması, toplu taşıma araçlarının tercih edilmesi, gereksiz tüketimin azaltılması gibi bireysel ve toplumsal tasarruf tedbirleri hayati önem taşımaktadır.
- Ormanların Korunması ve Ağaçlandırma: Ormanlar, karbon döngüsünde önemli bir rol oynayan doğal karbon yutaklarıdır. Orman tahribatının önüne geçilmeli ve yeni orman alanları oluşturulmalıdır.
- Nükleer Füzyon Araştırmaları: Güneşte milyarlarca yıldır meydana gelen nükleer füzyonun enerji üretiminde kullanılması, gelecekte temiz ve sınırsız bir enerji kaynağı olabilir. Ancak, bu teknolojinin geliştirilmesi ve kullanıma sunulması için uzun yıllar ve büyük yatırımlar gerekmektedir.
- Sosyal Önlemler ve Eğitim: Toplumların tüketim odaklı yaşam tarzından tasarrufa yönelik bir yapıya dönüşmesi sağlanmalıdır. Eğitimde çevre bilinci ve sürdürülebilirlik konularına ağırlık verilmelidir. Esnek çalışma modelleri gibi yöntemlerle ulaşım kaynaklı emisyonlar azaltılabilir. Gıda israfına son verilmesi ve akıllı gıda planlaması da önemlidir.
- Nüfus Kontrolü: Aşırı nüfus artışının doğal kaynaklar üzerindeki baskısı göz önüne alındığında, nüfus artışını yavaşlatmaya yönelik politikalar kaçınılmaz hale gelebilir.
6. Geleceğe Yönelik Acil Uyarılar ve Son Söz
Demirsoy, insanlığın küresel ısınma konusunda "bilenlerin sorunu" ile karşı karşıya olduğunu ve bilmeyenlerin ise "yandıkları zaman anlayacaklarını" belirtmektedir. Küresel ısınmanın, hava sıcaklığının artması, suların azalması, deniz seviyesinin yükselmesi gibi magazinel haberler gibi algılanmaması gerektiğini, aksine bunun "toptan yok oluşun bir başlangıcı" olduğunu vurgulamaktadır.
Yazar, mevcut gidişatın devam etmesi halinde 2035 yılından sonra dünya tarihinde görülmemiş bir insan kıyımının yaşanacağını tahmin etmektedir. 2050 yılına gelindiğinde, 10 milyara ulaşmış dünya nüfusunun en fazla 2 milyarının hayatta kalabileceğini, diğerlerinin çeşitli şekillerde katledileceğini öngörmektedir. Bu acı tablonun gerisinde, petrol şirketleri gibi "vahşi kapitalizmin ağaları"nın kısa vadeli çıkarlarının yattığını ve bu durumun enerji politikalarının değiştirilmesini çok zorlaştırdığını belirtir.
Demirsoy, "Bilim yaşayarak öğrenmenin adı değil, önceden tahmin ederek önlemlerin alınmasının adıdır" diyerek acil eylem çağrısı yapmaktadır. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, sıcaklık artışı durdurulamayacak ve en geç 2100 yılında sıcaklık 150°C'ye, hatta daha kötümser tahminle 350°C'ye çıkarak dünya yaşamını sonsuza kadar sona erdirecektir. "Atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra bir şeye yaramayacak gibi görünüyor" sözüyle, zamanın daraldığını ve acil müdahalenin hayati önem taşıdığını ifade etmektedir.