Metin, 1918-1945 yılları arasındaki dönemde Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde bulunan Türkiye ile ilgili belgelere odaklanmaktadır. Kaynak, bu belgelerin kronolojik bir özetini sunarak, Türkiye'nin II. Dünya Savaşı sırasındaki tarafsızlık çabalarını, özellikle Boğazlar Sözleşmesi etrafındaki diplomatik görüşmeleri ve krom ticareti gibi ekonomik ilişkileri ele almaktadır. Ayrıca, Türk ve Alman yetkililer arasındaki yazışmalar, çeşitli ittifak müzakereleri ve propaganda faaliyetleri gibi konulara da yer vererek, dönemin karmaşık uluslararası ilişkiler tablosunu gözler önüne sermektedir. Metin, bu belgelerin daha önceki yayınlarla olan ilişkisini de açıklayarak, tarihi kaynakların incelenmesine yönelik bir çerçeve sunmaktadır.

Temelde, 1918-1945 yılları arasındaki Alman Dışişleri Bakanlığı arşiv belgelerine dayanan bu çalışma, Almanya'nın Türkiye ile olan diplomatik, ekonomik ve askeri ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Metin, özellikle Boğazlar Sözleşmesi, krom ticareti ve Türkiye'nin II. Dünya Savaşı sırasındaki tarafsızlık politikası gibi kritik konulara odaklanarak, dönemin önemli şahsiyetleri arasındaki görüşmeleri ve yazışmaları sunmaktadır. Kitabın amacı, Türkiye'nin uluslararası arenadaki konumu ve Alman dış politikasının bu süreçteki etkileşimlerini belgelerle ortaya koymaktır.

Bu belge, 1933-1944 yılları arasındaki Türkiye-Almanya ilişkilerinin ana temalarını ve önemli olaylarını kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Bu dönem, Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesi ve İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle karakterize edilirken, Türkiye'nin tarafsız kalma çabaları ve bölgesel jeopolitik dinamiklerle olan etkileşimleri belgelere dayalı olarak sunulmaktadır.

ANA TEMALAR VE ÖNEMLİ BİLGİLER

Türk-Alman İlişkilerinin Gelişimi ve Ekonomik Bağımlılık (1933-1939):

  • Hitler'in İktidara Gelmesi ve Türkiye'ye Etkisi: 30 Ocak 1933'te Hitler ve NSDAP'ın iktidara gelmesiyle Almanya'nın ekonomisinde radikalleşme yaşanmış ve bu durum Türkiye'nin devletçilik politikasıyla çakışmıştır. Almanya, ham madde ve tarımsal ürün açısından verimli Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden ham madde alıp mamul mal vererek bu ülkelerde ekonomik ve siyasi etkinlik kurmaya çalışmıştır.
  • Ekonomik Bağımlılık: Türkiye, 1930'lu yıllarda Almanya'nın ham madde satıcısı haline gelmiş ve 1939'da savaşın çıktığı yıla kadar Türk ihracat ve ithalatında Almanya'nın payı %50'ye ulaşmıştır. Türkiye bu tek yönlü ekonomik bağımlılıktan kurtulmaya çalışmış ancak Eylül 1939'a kadar ciddi bir sonuç elde edememiştir.
  • Diplomatik Yazışmalardaki Artış: Ekonomik bağımlılıkla birlikte Türk-Alman ilişkileri siyasi olarak da ivme kazanmış, Alman Dışişleri Bakanlığı yetkilileri arasındaki Türkiye ile ilgili diplomatik yazışmalar 1933-1935 yılları arasında sınırlıyken 1936'dan itibaren artmıştır. Bu artışta, aynı yıl içinde silahtan ve askerden arındırılmış Ren bölgesine Alman ordularının girmesi ve Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni imzalaması etkili olmuştur.
  • Türk Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras: Hitler'in iktidara geldiği ilk üç yıla ait belgeler, Alman dışişleri mensuplarının Tevfik Rüştü'yü "Alman karşıtı" ve "Sovyet yanlısı" olarak nitelendirdiğini göstermektedir. Ancak Aras, Almanya'ya karşı genel politik durumun düzelmesini istemiş ve Rusya ile iyi ilişkilerin Türkiye'nin çıkarına olduğunu belirtmiştir.
  • Ticari Anlaşmalar ve Endişeler: Türkiye, dövize ihtiyacı olmasına rağmen Alman ürünlerine rakip ülkelere göre %20, %30, hatta %40 daha fazla ödediği için Almanya ile mal alışverişinin kısıtlanması gerektiğini düşünen etkili kişiler olduğunu ifade etmiştir. Ancak Numan Menemencioğlu, Almanya ile mal değişiminin her iki tarafı memnun edecek şekilde genişletilmesi gerektiğine inanmıştır, yeter ki Türk ihracatına yeterli fiyat garantisi sağlansın ve Türk devlet bankasının Alman takas bankasındaki alacakları için kur garantisi yükseltilsin.

Boğazlar Sözleşmesi ve Almanya'nın Tavrı (1936-1939):

  • Almanya, Türkiye'nin siyasi ve askeri gücünü önemli oranda arttırdığına inandığı Montreux Boğazlar Sözleşmesi'ne imzacı ülke olmamasını ve görüşlerinin dikkate alınmamasını hazmedememiştir. Bu nedenle 1939 yılına kadar Türkiye ile benzer bir anlaşma yapma konusunda ısrar etmiş, ancak taviz koparamayacağını anlayınca yeni bir sözleşme yapıldığında dahil olmak istemiştir.
  • Alman Savaş Bakanlığı, savaş gemileri kavramına destek gemilerinin de dahil edilmesini ve savaş malzemesi veya askeri birlik geçiren tüm Sovyet devlet gemilerini kapsayacak şekilde genişletilmesini istemiştir.
  • Türk Dışişleri Bakanlığı, Almanya'nın nota değişim teklifini "olağanüstü ilginç" bulmuş ancak onaylayıp onaylamayacağının ayrıntılı bir incelemeyle mümkün olacağını belirtmiştir.

İkinci Dünya Savaşı Dönemi ve Türkiye'nin Tarafsızlık Politikası (1939-1944):

  • Ekonomik İlişkilerin Durması: Savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye, ekonomisini Müttefik ülkelerine yönlendirme ve Almanya ile ticaretini kesme kararı almış, bu da Türk-Alman ekonomik ilişkilerinin durma noktasına gelmesine neden olmuştur.
  • Tarafsızlık Dengesi: Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeler ve savaşın seyrine bağlı olarak tarafsız bir denge politikası gütmek zorunda kalmıştır. Alman-İngiliz savaşında güçlü, bağımsız ve tarafsız bir Türkiye'nin Almanya ve Mihver'in çıkarına olduğu belirtilmiştir.
  • Sovyet Baskısı ve Boğazlar: Sovyetlerin Türkiye ile bir yardım anlaşması yapma ihtimali ve bunun Almanya'ya karşı doğrudan veya dolaylı bir yükümlülük içermemesi gerektiği Almanya tarafından vurgulanmıştır. Ribbentrop, Molotov'un Berlin ziyaretinde Rusya'nın Üçlü Pakt'a katılmak için Boğazlarda üs oluşturma şartını koştuğunu ve Almanya'nın bunu reddettiğini belirtmiştir: "Molotov, bu ziyarette şu soruları yöneltti: 1. Romanya’ya veri-len garanti Rusya’ya da karşı mı? 2. Almanya, Finlandiya’da Rusya karşısında yer alacak mı? 3. Almanya Boğazlar konu-sunda Rusya’nın karşısında yer alacak mı? Führer her üç so-ruya da olumsuz cevap verdi ve bu Türkiye’nin menfaatineydi."
  • Franz von Papen'in Rolü: 1939'da Türkiye'ye büyükelçi olarak atanan Franz von Papen, Türk-Alman ilişkilerinin kesiliş tarihi olan Ağustos 1944'e kadar bu görevde kalmıştır. Papen'in, Türk devlet adamlarına duyduğu saygı ve onları savunması, Alman Dışişleri Bakanı'nın eleştirilerine dahi neden olmuştur. Papen, Türk hükümetinin Almanya ile iyi bir ilişki başlatmak istediğine dair bir mektup kaleme alma emri aldığını bildirmiştir.
  • Türkiye'nin Kararlılığı: Cumhurbaşkanı İnönü, "Türkiye, topraklarını ve dokunulmazlığını herhangi bir devlet grubunun politik-askeri oluşumuna göre biçimlendi-remez ve dokunulmazlığının kutsallığının yabancı herhangi bir ülkenin zaferine göre belirlenmesine izin veremez. Bu nedenle milli sınırlarına yönelik her işgale karşı koymaya kararlıdır." ifadeleriyle Türkiye'nin bağımsızlık iradesini vurgulamıştır.
  • Silah Sevkiyatı ve Güven: Türkiye, Almanya'dan savaş malzemeleri desteği istemiş ve İnönü, "Almanya’nın Türkiye’ye sunacağı en büyük güven, savaş malzemelerini yeniden göndermektir. Şahsen bu malzemelerin hiçbir zaman Almanya aleyhine kullanılmayaca-ğını temin ederim. Türkiye, İngiltere ile bir anlaşması olma-sına rağmen Almanya ile savaşmamak için her şeyi yapacaktır" demiştir. Ancak Almanya, Irak'a askeri personel geçişini içermeyen sadece silah malzemesi teklifini içeren bir anlaşma yapmak üzere görüşmelere başlama talimatı vermiştir.
  • Türk Halklarının Geleceği: Türkiye, Rusya'daki Türk halklarının geleceği konusunda endişelerini dile getirmiş ve bu bölgelerdeki Türk milli duygusunu uyandırmak üzere gençlerin Türkiye'ye yüksek öğrenim için gönderilmesini önermiştir. Almanya, Rusya yenildiğinde Rus azınlığı olmayan bu ülkelerin özgürlük ve yeniden oluşum beklediğini kabul etmiştir. Ancak Alman Dışişleri Bakanlığı, bu konuda Türkiye ile görüşme yapmakla ilgilenmediğini belirtmiştir.
  • Basının Rolü: Türk basınının Alman karşıtı yayınları Almanya tarafından eleştirilmiş ve Papen, "Türk hükümeti izin vermediği sürece hiçbir gazeteci Mihver yanlısı yazı yazamaz. Önde gelen birçok gazetecinin İngiltere’den para aldığı kesinlikle doğrudur" demiştir.

Almanya'nın Savaş Durumu ve Türkiye'ye Yaklaşımı (1942-1944):

  • Ribbentrop'un Değerlendirmeleri: Ribbentrop, 1942'de Rusların savaşı kaybedeceğini ve İngilizlerin, Amerikalıların ve Rusların savaşı kaybedeceğini, bu durumun 2-3 ay içinde tüm dünya tarafından anlaşılacağını iddia etmiştir. Ayrıca, Molotov'un Berlin ziyaretinde Boğazlar ve Bulgaristan konusunda Rusya'nın taleplerini Hitler'in reddetmesinin Alman-Rus çatışmasının nedenlerinden biri olduğunu belirtmiştir.
  • Türkiye'nin Bağımsızlık Endişesi: Ribbentrop, Türkiye'nin Almanya ile ekonomik ve diplomatik ilişkisini kesmesi ve Almanya karşısında savaşa girmesi halinde çok tehlikeli bir yola adım atacağını, bağımsızlığını kaybedeceğini savunmuştur: "Türkiye bir kez İngiltere ve Amerika’ya üstlerini verirse, Stalin derhal bir bomba uçağı filosu için Türkiye’den üs isteye-cektir. İngiltere ve Amerika birçok durumda olduğu gibi Stalin’i zor durumda bırakmamak için onun isteklerini destekleyecek-lerdir. Stalin’in uçak filosu bir kez Türk topraklarına inerse hiç Türkiye’yi terk etmez, bu da Türk bağımsızlığının sonu olur."
  • Ekonomik İlişkilerin Devamı: Türkiye, 9 Ekim 1941 tarihli anlaşmayla yaklaşık aynı prensipte yeni bir anlaşma yapmaya hazır olduğunu belirtmiştir. Bu anlaşma ile Türkiye, Almanya'nın toplam ihracatının yarısını, önemli miktarda materyalini, hatta ülkenin toplam üretiminin en büyük payı olan kromunu ve bakırını ve en önemli endüstriyel hammadde olan pamuk ihracatının en büyük payını Almanya'ya sevk etmeyi taahhüt etmiştir.

SONUÇ

Bu belgeler, İkinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye'nin son derece hassas ve karmaşık bir denge politikası izlediğini açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye, bir yandan Almanya ile olan güçlü ekonomik bağlarını sürdürmeye çalışırken, diğer yandan da savaşın getirdiği jeopolitik baskılar ve Sovyet tehdidi karşısında bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruma mücadelesi vermiştir. Almanya'nın Boğazlar üzerindeki emelleri ve Türkiye'nin Kafkasya'daki Türk halklarına yönelik ilgisi, iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli gerilim noktaları yaratmıştır. Franz von Papen gibi diplomatların Türk devlet adamlarıyla kurduğu kişisel ilişkiler, bu zorlu süreçte önemli bir rol oynamıştır. Genel olarak, belgeler, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan ve savaşan tarafların baskılarına rağmen karar alma özgürlüğünü korumaya çalışan bir dış politika izlediğini göstermektedir.