Darağacında Üç Fidan - Nihat Behram

Nihat Behram'ın "Darağacında Üç Fidan" adlı eseri, yazarın Kars'taki doğumundan başlayan hayat hikayesi, edebi ve gazetecilik kariyeri ile politik sürgünlüğünü içeren biyografik bilgilerle açılıyor. Kitap, özellikle Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yargılanma ve idam süreçlerini, duruşmalardaki tavırlarını, ailelerinin yaşadığı zorlukları ve avukatların hukuki mücadelelerini detaylıca ele alıyor. Metin ayrıca, 12 Mart dönemindeki hukuksuzlukları, işkenceleri ve Anayasa'nın ihlalini hukukçuların görüşleriyle derinlemesine inceliyor. Behram'ın kendi şiirleri ve duygusal anlatımıyla zenginleşen bu eser, baskı dönemlerinde yasaklanma ve toplatılma gibi süreçlerden geçerek Türkiye'nin yakın siyasi tarihine ayna tutan önemli bir belge niteliği taşıyor. Kitap, bu üç gencin mücadelesini ve ölümünü, onların yoldaşları ve aileleri üzerindeki etkileriyle birlikte, dönemin siyasi atmosferini ve halkın duyarlılığını da yansıtıyor.

Bu brifing, Nihat Behram'ın "Darağacında Üç Fidan" adlı eserinden alınan metinlerden derlenmiştir. Metinler, 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın hikayesini, yazarın kendi deneyimlerini, hukuki süreçleri ve dönemin sosyo-politik atmosferini ele almaktadır.

Ana Temalar

1. Adaletsizlik ve Siyasal Yargılamalar

Kaynak metinler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yargılamasının hukuki değil, siyasi bir karar olduğu vurgusunu defalarca yapmaktadır.

  • "Siyasal yargılamalarda hüküm verenler çoğu kez hem davacı hem de yargıç durumundadırlar." Bu ifade, yargılama sürecindeki tarafsızlık eksikliğine işaret etmektedir.
  • Yazar ve diğer hukukçular, verilen ölüm cezasının "uygulayıcılara onur vermeyecek bir biçimde adalet tarihine geçecek acılı bir örnek" olduğunu belirtir.
  • Yargılamanın "biçimsel hukuka uygunluğunun, kamu vicdanını tatmin etmeye yetmediği" ve "halkın ve tarihin hükmü çoğu kez mahkeme kararlarını geçersiz kılmakta mahkum edilenlerin değil, mahkum edenlerin suçlanmasına yol açmakta" olduğu ifade edilmektedir.
  • Askeri Mahkeme Başkanı Ali Elverdi'nin emekli olduktan sonra "komünistleri temizlemek için bu görevi kabul ettim" itirafı, yargılamanın siyasi saiklerini somut bir şekilde ortaya koymaktadır.

2. Kamu Vicdanı ve Tarihin Yargısı

Metinlerde, resmi mahkeme kararlarına rağmen gerçek yargılamanın halkın vicdanında devam ettiği ve tarihin nihai hükmü vereceği fikri merkezi bir yer tutmaktadır.

  • "Asıl yargılama; 6 Mayıs 1972 şafak vakti halkın vicdanında yeniden başlamış ve devam etmektedir."
  • "Hüküm verilmesine ve cezanın infaz edilmesine rağmen kamuoyunda kabul edilmiyor, tartışılıyorsa o dava kapanmamıştır."
  • Deniz Gezmiş davasının, "halkımızın yüreğinde 6 Mayıs 1972 sabahından beri -derdesti rüyet-tir." ifadesi, davanın toplumsal hafızadaki canlılığını vurgulamaktadır.

3. Devrimcilerin Kararlılığı ve İdeolojik Adanmışlığı

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in ölüm karşısındaki duruşları, inançlarına olan bağlılıkları ve devrimci idealleri uğruna gösterdikleri fedakarlık ön plana çıkarılmıştır.

  • "Üçü de inançlarının yolunu kendi görüşleri doğrultusunda belirginleştirdikleri ve bir araya geldikleri zaman, bir gün ölebilecekleri olasılığını biliyorlar ve bunu hiç sorun etmiyorlardı."
  • Deniz Gezmiş'in son mektubunda "...Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir..." ifadeleri, bu kararlılığın bir kanıtıdır.
  • Hüseyin İnan'ın son sözleri, "BEN ŞAHSİ HİÇBİR ÇIKAR GÖZETMEDEN, HALKIMIN MUTLULUĞU VE BAĞIMSIZLIĞI İÇİN SAVAŞTIM. BU BAYRAĞI BU ANA KADAR, ŞEREFLE TAŞIDIM. BUNDAN SONRA BU BAYRAĞI TÜRKİYE HALKINA EMANET EDİYORUM. YAŞASIN İŞÇİLER, KÖYLÜLER VE YAŞASIN DEVRİMCİLER, KAHROLSUN FAŞİZM...!" onların mücadelesinin amacını özetlemektedir.

4. Baskı ve Sansür Ortamı

1970'lerin başındaki siyasi atmosferin, yargılamayı ve kamuoyunu nasıl etkilediği detaylarıyla anlatılmaktadır.

  • "Mahkeme haberlerine sansür uygulanıyordu. Oysa davayı ters yönde etki altında bırakacak her türlü haber ve yayın sağ basında yer alıyordu."
  • Avukatların bile sanık muamelesi görmesi, "Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin avukatlar için bile bir cezaevi" benzetmesiyle aktarılmıştır.
  • Dönemin başbakanının "suçluların başları balyozla ezilecektir" sözü, yargı bağımsızlığına yapılan açık bir müdahale olarak gösterilmiştir.

5. Umut ve Direniş

En karanlık anlarda bile, devrimcilerin ve onları destekleyenlerin umutlarını korudukları ve direnişlerini sürdürdükleri görülmektedir.

  • "Halkın umudu bir nehre benzer. Ve o nehri besleyen sular vardır." metaforu, toplumsal direnişin sürekliliğini ifade eder.
  • Cezaevindeki tünel kazma girişimleri ve açlık grevleri, direnişin somut örnekleridir.
  • Hüseyin'in babasına, "Sağlığı değilse de, moralinin ve neşesinin yerinde olduğunu, üzülmemesini" söylemesi, direniş ruhunun bir yansımasıdır.

Önemli Fikirler ve Gerçekler

  • Hukuki Sürecin Usulsüzlükleri: 1961 Anayasası'nda tanınan hakların ortadan kaldırılmak istenmesi, askeri mahkemelerde MİT ajanlarının yargı temsilcisi gibi gösterilmesi, avukatlara dava açılması, davaların aleniyetten uzak olması gibi birçok usulsüzlük yaşanmıştır.
  • Kanun Maddelerinin Yanlış Uygulanması: Metinler, 146. madde yerine 168. veya 171. maddelerin uygulanması gerektiğini, bu durumda ölüm cezasının yerine 24 yıl ağır hapis cezası verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yargıçların "görevlerini kötüye kullanmak suretiyle kusur işledikleri" vurgulanmaktadır.
  • İdamların Önceden Verilmiş Kararlar Olması: Deniz Gezmiş'in Niyazi Ağırnaslı'ya "bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik" demesi, kararın siyasi bir önceden belirlenmişlik taşıdığını göstermektedir.
  • İnfaz Sürecindeki İnsanlık Dışı Uygulamalar: Mahkemeye kelepçeli getirilip dipçiklenmeleri, infaz sırasında zincirlerin çözülememesi ve Deniz'in postallarının bağlanmasını istemesi gibi detaylar, idam anındaki dramatik insanlık dışı durumları gözler önüne sermektedir.
  • Vasiyetler ve Mesajlar: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın ailelerine yazdıkları son mektuplar, düşüncelerini, pişmanlık duymadıklarını, halkın ve ülkenin geleceği için endişelerini ve vasiyetlerini içermektedir. Özellikle Deniz'in kitaplarını küçük kardeşine bırakması ve bilim adamı olmasını istemesi dikkat çekicidir.
  • Devrimcilerin Halkla İlişkisi: Deniz Gezmiş'in "çöplükte millete maaş dağıttığı" veya ekmekleri yoksul arkadaşlarına dağıttığı anılar, halkçı duruşlarını ve fedakarlıklarını göstermektedir.
  • Yazarın Sürgün Hayatı ve Mücadelesi: Nihat Behram'ın kitabı nedeniyle 17 yıl politik sürgün yaşaması, kitabının basımının engellenmesi, toplatılması ve yazarın gözaltına alınması, o dönemin baskıcı rejiminin sanat ve ifade özgürlüğü üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koymaktadır. Kitabın beraat alması ve tekrar yayımlanması ise direnişin ve hukuki mücadelenin zaferi olarak sunulur.
  • Mezarlara Yapılan Müdahaleler: İdam edilenlerin mezarlarının bile ziyaretçilere kapatılması ve ziyaretin suç sayılması, dönemin zihniyetinin acımasızlığını gözler önüne sermektedir.
  • İdamların Toplumsal Uyanışa Etkisi: Mevlüt Ocakçıoğlu'nun ifadesiyle, "o bombalar, o soyguncular, o kaçırmalar o boğuşmalar, köyde, kentte, gecekonduda sefil ve perişan, ama Allah'a çok şükürle kıfafi nefs eden insanlarımızın kulağını ve gözünü Ankara'ya, İstanbul'a, soyguna, sömürüye, hakka, hukuka çevirmiştir. Ülkede ne olup bittiğine merak sardırmıştır. Bu çok büyük bir aşama." Bu ifade, gençlik hareketlerinin toplumsal farkındalığı artırmadaki rolünü vurgulamaktadır.

Sonuç

"Darağacında Üç Fidan"dan alınan bu metinler, 1970'li yılların Türkiye'sinde yaşanan siyasi yargılamaların, adaletsizliklerin ve toplumsal çalkantıların acı bir panoramasını sunmaktadır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, metinlerde sadece idam edilmiş gençler değil, aynı zamanda halkın vicdanında ve tarihin yargısında haklılığı tescillenmiş "kahramanlar" olarak konumlandırılmaktadır. Eser, hukuki süreçlerin siyasi manipülasyonlara açık olduğu dönemlerde, bireylerin onurlu direnişinin ve toplumsal belleğin önemini vurgulamaktadır.