Verilen metin, İsrail lobisinin Amerikan dış politikası üzerindeki güçlü etkisini çok yönlü olarak incelemektedir. Kaynak, ABD'nin İsrail'e sağladığı eşi benzeri görülmemiş ekonomik, askeri ve diplomatik desteğin boyutlarını, bunun İsrail'in askeri operasyonlarındaki ve yerleşim birimi inşaatındaki yansımalarını detaylandırmaktadır. Ayrıca, lobisinin medya, siyaset ve akademi üzerindeki nüfuzunu ve bu durumun Amerika'nın Ortadoğu'daki stratejik çıkarları üzerindeki olumsuz etkilerini analiz etmektedir. Metin, Amerika'nın İran ve Suriye gibi ülkelerle ilişkilerini ve terörizmle mücadele stratejilerini İsrail'in güvenlik endişeleri bağlamında ele alarak, ABD'nin Ortadoğu'daki politikalarının Amerikan halkının genel görüşlerinden nasıl farklılaştığını ortaya koymaktadır.

Bu metin, ABD'nin İsrail'e verdiği eşsiz desteği ve bu ilişkinin karmaşık dinamiklerini detaylı bir şekilde incelemektedir. Yazı, Amerikan başkan adaylarının İsrail'e erken ve açık destek beyanlarından başlayarak, İsrail'in askeri ve ekonomik yardımları diğer ülkelere göre çok daha elverişli koşullarda nasıl aldığını vurgulamaktadır. Ayrıca, metin İsrail yanlısı lobinin Amerikan dış politikasını, medyayı ve hatta akademik tartışmaları İsrail lehine şekillendirmedeki etkili rolünü ortaya koymaktadır. Özellikle, lobinin Irak Savaşı'na verilen desteği nasıl etkilediği ve ABD'nin Filistin-İsrail çatışmasındaki taraflı duruşunun bölgedeki anti-Amerikan duyguları nasıl körüklediği üzerinde durulmaktadır. Metnin temel amacı, ABD-İsrail ilişkisinin ardındaki gerçek motivasyonları ve bu "özel ilişkinin" Amerikan çıkarları üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerini sorgulamaktır.

Kaynak metinler, İsrail lobisinin Amerikan dış politikası üzerindeki güçlü ve tartışmalı etkisini incelemektedir. Aşağıda ana temalar ve önemli gerçekler özetlenmiştir:

1. İsrail Lobisinin Tanımı ve Etki Mekanizmaları

  • Tanım ve Kapsam: "İsrail Lobisi", Amerikan dış politikasını İsrail'in çıkarları doğrultusunda yönlendirmek için aktif olarak çalışan bireyler ve kuruluşlardan oluşan gevşek bir koalisyondur. Bu, tek bir merkezden yönetilen gizli bir komplo değil, diğer çıkar grupları gibi açıkça faaliyet gösteren bir yapıdır. Lobinin üyeleri arasında Amerikan Siyonist Teşkilatı (ZOA), Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Anti-Defamation League (ADL), Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü (WINEP) gibi Yahudi ve Hıristiyan Siyonist gruplar yer alır.
  • Amerikan Yahudilerinin Rolü: Lobi büyük ölçüde Amerikan dış politikasının İsrail'in çıkarına hizmet etmesini amaçlayan Amerikalı Yahudilerden oluşur. Tarihçi Melvin I. Urofsky'ye göre, "Amerikan tarihinde hiçbir etnik grup bir yabancı ülkeyle bu denli içli dışlı olmamıştır." Ancak bu, tüm Amerikan Yahudilerinin lobinin görüşlerini paylaştığı anlamına gelmez; örneğin, 2004'te Amerikan Yahudilerinin %36'sı İsrail'e duygusal bağlarını "çok değil" ya da "hiç de değil" olarak tanımlamıştır.
  • Hıristiyan Siyonistlerin Rolü: Lobi, özellikle John Hagee'nin kurduğu "İsrail İçin Hıristiyanlar Birliği" (CUFI) gibi kuruluşlar aracılığıyla, İsrail'e güçlü destek veren Hıristiyan Siyonistleri de içermektedir. Bu gruplar, İsrail'in varlığını İncil'deki kehanetlerin gerçekleşmesi olarak görür ve ABD'nin İsrail'i "doğru tarafta" desteklemesi gerektiğine inanırlar.
  • Yeni-Muhafazakarların Etkisi: 11 Eylül sonrası dönemde, yeni-muhafazakar akım lobinin sağa kayışını hızlandırmıştır. Richard Perle, Douglas Feith, Paul Wolfowitz gibi önde gelen yeni-muhafazakar isimler, İsrail'in güvenliğini Amerikan hegemonyasının ve demokrasi yayma çabasının önemli bir parçası olarak görmüşlerdir.
  • Kongre Üzerindeki Etki: İsrail lobisinin en önemli etki alanlarından biri Amerikan Kongresi'dir. "Dünyadaki bütün diğer ülkelerin aksine İsrail, Kongre'nin bulunduğu Capital Hill'de her türlü eleştiriden muaf tutulmaktadır." Lobi, adaylara kampanya bağışları sağlayarak, İsrail yanlısı PAC'lara bilgi aktararak ve Kongre üyelerine "yasama yardımı" sunarak etki etmektedir. AIPAC, "şüphesiz Kongre'deki en etkili lobi grubu" olarak tanımlanmaktadır.
  • Başkanlık Kampanyaları Üzerindeki Etki: Başkan adayları, Yahudi seçmenlerin yüksek katılım oranı ve kilit eyaletlerdeki yoğunlaşmaları nedeniyle, İsrail yanlısı görüşleri benimsemek ve lobinin desteğini çekmek için çaba harcarlar. Howard Dean'in 2004'te "daha dengeli bir rol" önermesi üzerine lobinin yoğun tepkisi, adaylara bu konudaki potansiyel tehlikeyi göstermiştir.
  • Yürütme Organı Üzerindeki Etki: Lobi, kendi yaklaşımını benimseyen kişilerin yürütmede önemli mevkilere atanması yoluyla da etki etmektedir. Martin Indyk ve Dennis Ross gibi AIPAC ve WINEP ile yakın ilişkili isimlerin Clinton yönetiminde önemli Orta Doğu danışmanlıkları yapması buna örnektir.
  • Medyayı ve Kamuoyunu Şekillendirme: Lobi, medya kuruluşlarının İsrail'e dair yayın politikasının İsrail lehine olmasını sağlamaya çalışır ve İsrail'in politikalarını sorgulayanları marjinalize etmeye uğraşır. CAMERA gibi gruplar, medyada "tarafgirlik" iddialarına karşı kampanyalar yürütürken, "America's Voices in Israel" gibi programlar radyo talk-show sunucularını İsrail'e davet ederek İsrail yanlısı mesajları yaymaktadır.
  • Akademi Üzerindeki Etki: Lobi, üniversitelerde İsrail hakkında olumlu bir söylem oluşturmak ve eleştirel görüşleri bastırmak için çaba sarf eder. İsrail çalışmaları programlarının kurulması ve eleştirel akademisyenlerin sindirilmesi bu çabaların bir parçasıdır.

2. Amerikan Yardımının Boyutu ve Gelişimi

  • Olağanüstü Yardım: ABD, İsrail'e eşi benzeri görülmemiş düzeyde maddi ve diplomatik yardım sağlamaktadır. 2005 yılında bu miktar, doların 2005 yılı değeri bazında, 154 milyon doları bulmuş, ancak gerçek toplamın daha fazla olduğu belirtilmiştir. Bu yardımın büyük kısmı karşılıksızdır ve askeri niteliktedir.
  • Yardımın Tarihsel Seyri:Erken Dönemler (1948-1950'ler): ABD'nin İsrail'in kuruluşundaki rolü Başkan Truman'ın Yahudilerin çektiği acılara duyduğu sempati ve iç siyasi nedenlere dayanıyordu, stratejik nedenlere değil. Bu dönemde ABD, Arap dünyasıyla ilişkilerini bozmamak için orta yolu izlemeyi tercih etmiş ve askeri yardım sağlamamıştır. ABD, İsrail'i 1953'te su kanalını durdurmaya ve 1956 Süveyş Krizi'nde Sina'dan çekilmeye zorlamak için yardımı askıya alma tehdidini kullanmıştır.
  • Kennedy Dönemi (1960'lar): Kennedy yönetimi, İsrail'e ilk askeri güvenlik taahhüdünde bulunmuş ve Hawk uçaksavar füzeleri gibi silahlar satmaya başlamıştır. Bu politika değişiminin ardında Sovyetlerin Mısır'a silah satışını dengeleme ve İsrail'in nükleer arzularını yatıştırma gibi stratejik hedefler, aynı zamanda İsrail diplomasisi ve Kennedy'nin Yahudi seçmen desteğini kaybetme korkusu yer almıştır.
  • Altı Gün Savaşı Sonrası (1967 sonrası): Haziran 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan sonra ABD yardımının miktarı radikal biçimde artmıştır. 1971'de askeri yardım 634.5 milyon dolara sıçramış, 1973 Yom Kippur Savaşı'ndan sonra dört katına çıkmıştır. İsrail 1976'da ABD'den en fazla yardım alan ülke konumuna gelmiş ve bu durum günümüze kadar değişmemiştir. Yardım şekli de krediden karşılıksız hibeye dönüşmüştür.
  • Yardımın Özellikleri:İsrail, yıllık yardımı mali yılın ilk otuz gününde peşin olarak alırken, diğer ülkeler üç aylık taksitler halinde almaktadır.
  • İsrail, aldığı ABD askeri yardımının dörtte birini kendi savunma sanayinde kullanmasına izin verilen tek ülkedir. Bu durum İsrail savunma sanayiinin gelişimine katkı sağlamıştır.
  • ABD, İsrail'in Lavi uçağı, Merkava tankı ve Arrow füzesi gibi silahları geliştirmesi için yaklaşık 3 milyar dolar sağlamıştır.
  • Borç garantileri ve Amerikalı vatandaşların özel bağışları da İsrail'e önemli mali destek sağlamaktadır. Bu özel bağışların bir kısmı, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetlerini finanse ettiği iddia edilmektedir.

3. "Stratejik Değer" mi, "Stratejik Külfet" mi?

  • Soğuk Savaş Dönemi: ABD, Soğuk Savaş döneminde İsrail'i Sovyet nüfuzunu dizginlemede ve bölgede istikrar sağlamada bir stratejik değer olarak görmüştür. Nixon ve Kissinger, İsrail'e verilen artan desteği Sovyet nüfuzunu kırmanın etkili bir yolu olarak değerlendirmişlerdir.
  • Soğuk Savaş Sonrası Değişim: Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle birlikte İsrail'in stratejik değeri sorgulanır hale gelmiştir. Bernard Lewis, Bernard Reich ve Robert Art gibi uzmanlar, İsrail'in ABD için stratejik değerinin "son derece sınırlı" olduğunu, aksine "birçok açıdan stratejik bir külfet" haline geldiğini belirtmişlerdir.
  • Körfez Savaşı ve Terörizm: 1991 Körfez Savaşı sırasında İsrail, ABD için bir stratejik yük haline gelmiş, Irak'a karşı kurulan koalisyona zarar vermesinden korkulduğu için savaşa katılımına izin verilmemiştir. Uluslararası terörizm tehdidi de İsrail'in stratejik değerine güçlü bir gerekçe sunmamaktadır. Filistinli terör gruplarının eylemleri, ABD'ye değil, İsrail'in işgal politikalarına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
  • ABD Karşıtlığını Artırması: ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Arap ve İslam dünyasında Amerikan karşıtlığını artırmaktadır. Usame bin Ladin ve Halid Şeyh Muhammed gibi 11 Eylül saldırılarının arkasındaki isimlerin motivasyonunda ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin önemli bir rol oynadığı belirtilmektedir.

4. Ahlaki Gerekçelerin Çürütülmesi

  • Ortak Değerler İddiası: Başkan George W. Bush ve İsrail lobisinin savunucuları, ABD ile İsrail'in "ortak değerlere", "hürriyete" ve "demokratik sistemlere" sahip olması nedeniyle doğal müttefikler olduğunu iddia etmektedirler.
  • "Davut ve Calut" Efsanesi: İsrail, sürekli olarak "zayıf ve kuşatılmış" bir Davut olarak resmedilirken, Arap düşmanları Calut olarak gösterilmektedir. Ancak tarihsel belgeler, 1948 Bağımsızlık Savaşı'nda Siyonistlerin sayıca ve silah gücü açısından Filistinlilerden çok daha üstün olduğunu, 1967 Savaşı'nın da İsrail'in saldırganlığı sonucu başladığını göstermektedir. 1973 Yom Kippur Savaşı'nda dahi Arap ordularının amacı İsrail'i imha etmek değil, kaybedilen toprakları geri almaktı.
  • İsrail Demokrasisinin Niteliği: İsrail'in kendisini "Orta Doğu'daki tek demokrasi" olarak tanımlamasına rağmen, Arap vatandaşlarına yönelik ayrımcı uygulamaları (vatandaşlık yasaları, yerleşim politikaları) temel Amerikan değerleriyle çelişmektedir.
  • Holokost Argümanı: Yahudilerin tarih boyunca yaşadığı zulümler ve Holokost tecrübesi, İsrail'in özel bir imtiyaza sahip olduğu ve bu nedenle ABD tarafından koşulsuz desteklenmesi gerektiği argümanının temelini oluşturur. Ancak bu zulümler, İsrail'in Filistinlilere yönelik "dayanılmaz düzeyde şiddet ve ayrımcılığını" meşrulaştırmaz.
  • Yerleşim Politikaları ve Filistin Devleti: Siyonist liderlik, Filistin'in kalıcı bölünmesini stratejik bir manevra olarak görmüş ve tüm Filistin üzerinde bir Yahudi devleti kurmayı hedeflemiştir. Bu, Arap nüfusunun sürgününü gerektirmiştir. İsrail liderleri, Rabin dahi, tam kapsamlı bir Filistin devletine her zaman karşı çıkmış, Oslo süreci boyunca yerleşim birimi inşasına devam etmişlerdir.
  • Camp David Masalları: 2000 Camp David Zirvesi'nde İsrail'in cömert bir teklif sunduğu ve Arafat'ın bunu reddederek İkinci İntifada'yı başlattığı iddiaları "tamamen gerçek dışı" olarak nitelendirilmektedir. Barak'ın teklifleri, Filistinlilerin egemenlik haklarını ciddi şekilde kısıtlıyor ve yaşanabilir bir devlete olanak tanımıyordu. İntifada, İsrail'in kışkırtıcı politikaları ve Oslo sürecinin başarısızlığına duyulan hayal kırıklığının bir sonucuydu.
  • Terörizmle Bağlantı İddiaları: İsrail lobisi, Filistinli terör eylemlerini el-Kaide ve küresel terörizmle ilişkilendirerek, İsrail'i ve ABD'yi "teröre karşı ortak mücadelede" müttefik olarak göstermeye çalışır. Ancak Filistinli grupların çoğu laik ve milliyetçidir, eylemleri İsrail'in işgaline bir tepkidir ve küresel cihad hedefleri yoktur. Bin Ladin ve Halid Şeyh Muhammed gibi isimlerin dahi ABD'ye duyduğu öfkenin temelinde İsrail'e verilen destek yer almaktadır.

5. Lobinin Çatışmaları Nasıl Etkilediği (Vakalar)

  • 1975 Ford Yönetimi ve Senatör Mektubu: İsrail'in uzlaşmazlığından rahatsız olan Ford ve Kissinger, yardımları askıya alma tehdidinde bulunduklarında, AIPAC tarafından desteklenen 76 senatörün imzasıyla bir mektup gönderilmiş ve Ford'dan İsrail'in ihtiyaçlarına "duyarlı" olması istenmiştir.
  • 2002 Kalkan Operasyonu: Bush yönetiminin İsrail'e Batı Şeria'daki askeri müdahalesini sona erdirmesi çağrısına karşılık, lobi, Kongre'de geniş çaplı İsrail'e destek önerileri kabul ettirerek ve Beyaz Saray'a baskı yaparak Bush'u geri adım atmaya zorlamıştır. İsrail Başbakanı Şaron ve lobisi, Başkan'a ve Dışişleri Bakanı'na meydan okuyarak zafer kazanmıştır.
  • "Yol Haritası" Girişimi: Bush'un "Yol Haritası" barış girişimini lobi, Arafat'ın iktidardan indirilmesi talebiyle ve planın İsrail çıkarlarına aykırı olduğu iddialarıyla engellemiştir. Lobiye yakın isimler (Elliott Abrams gibi) Bush yönetiminin Filistin devletine baskı yapmamasını sağlamak için çalışmışlardır.
  • 2006 Lübnan Savaşı: İsrail, Hizbullah'a karşı Lübnan'a saldırmadan önce Bush yönetimini planları hakkında bilgilendirmiş ve onay almıştır. Savaş sırasında ABD, İsrail'e olağanüstü diplomatik ve askeri destek sağlamış, BM Güvenlik Konseyi'ndeki İsrail'i eleştiren kararları veto etmiş, hatta savaşı "yeni Orta Doğu'nun doğum sancıları" olarak nitelendirmiştir. Kongre'de her iki parti de İsrail'e koşulsuz destek vermiştir.
  • Savaş, İsrail ve ABD için bir "büyük başarısızlık" olarak değerlendirilmiş, Hizbullah'ın prestijini artırmış ve bölgedeki Amerikan karşıtlığını yoğunlaştırmıştır.
  • İsrail'in savaş kanunlarını ihlal ettiği, sivil hedefleri vurduğu ve misket bombaları kullandığı iddiaları insan hakları örgütleri tarafından belgelenmiş, ancak lobi bu eleştirileri "anti-Semitizm" suçlamalarıyla bastırmaya çalışmıştır.

6. Irak Savaşı'ndaki Etki

  • Savaşın Motivasyonu: Kaynak, Irak Savaşı'nın arkasındaki en önemli motivasyonun "İsrail'i daha güvenli hale getirme arzusu" olduğunu iddia etmektedir. Phillip Zelikow, General Wesley Clark gibi isimlerin açıklamaları bu tezi desteklemektedir.
  • Yeni-Muhafazakarların Rolü: Paul Wolfowitz, Richard Perle, Douglas Feith, John Bolton gibi yeni-muhafazakar isimler, 11 Eylül'den sonra Irak'a saldırı için ısrarla baskı yapmışlardır. Bu isimlerin birçoğu geçmişte İsrail'in aşırı sağcı partileriyle (Likud) yakın ilişkiler içinde olmuş ve İsrail'in Ortadoğu haritasını askeri güçle yeniden çizme fikrini savunan "Clean Break" raporunun yazarları arasında yer almışlardır.
  • İstihbaratın Manipülasyonu: Yeni-muhafazakarlar, Saddam'ı acil bir tehdit olarak göstermek için istihbarat bilgilerini manipüle etmeye çalışmışlardır. Douglas Feith'e bağlı "Kontrterör Politika Değerlendirme Grubu" ve "Özel Planlar Bürosu" (OSP) bu amaçla çalışmış, Irak istihbaratı ve İsrail kaynaklarından gelen doğrulanmamış bilgileri kullanmışlardır.
  • Petrol Argümanının Reddi: Yaygın kanının aksine, Irak Savaşı'nın temelinde petrol çıkarlarının değil, İsrail'in güvenliği endişesinin yattığı savunulmaktadır. Petrol şirketleri ve petrol üreten ülkeler, Irak'ın işgaline genellikle karşı çıkmışlardır.

7. İran Konusundaki Etki

  • İran'a Tehdit Algısı: İsrail ve lobisi, İran'ın nükleer programını ve Hizbullah'a verdiği desteği İsrail için "hayati" bir tehdit olarak görmektedir. İsrail liderleri, İran'ın nükleer silah elde etmesinin "tolere edilemez" olduğunu ve gerekirse askeri gücün kullanılması gerektiğini savunmaktadırlar.
  • Sertlik Yanlısı Yaklaşım: Lobi, ABD'nin İran'a karşı diyalog yerine çatışma ve yaptırım stratejilerini benimsemesi için yoğun baskı uygulamıştır. Clinton yönetimi dönemindeki "çift kuşatma" politikası, İsrail'in önerisiyle geliştirilmiş ve İran'la ilişkilerin kötü seyretmesine katkıda bulunmuştur.
  • Savaşın Propagandası: Yeni-muhafazakar yazarlar ve düşünce kuruluşları, Irak Savaşı'ndan sonra İran'a karşı askeri bir saldırının propagandasını yapmaya başlamışlardır. AIPAC ve CUFI gibi örgütler de yıllık kongrelerinde İran tehdidini ön plana çıkarmış ve askeri seçeneğin masada kalması için Kongre'de lobi faaliyetleri yürütmüşlerdir.
  • ABD Politikasında Engel: ABD'nin İran'la etkin bir şekilde baş edebilmesi önündeki en büyük engelin, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki baskıcı politikaları olduğu belirtilmektedir. Bu durum, ABD'nin Arap ülkelerinin İran'a karşı desteğini almasını zorlaştırmaktadır. ABD'nin mevcut politikası, İran'ın nükleer silahlara ulaşma çabalarını artırmasına neden olmaktadır.

8. Suriye Konusundaki Etki

  • Suriye'nin Askeri Tehdit Olmadığı: Suriye, ne ABD ne de İsrail için ciddi bir askeri tehdit oluşturmamaktadır. Savunma bütçesi İsrail'inkinin beşte birinden daha azdır ve askeri gücü IDF karşısında yetersizdir.
  • Asıl Sorun Teröre Destek: Suriye'nin problem çıkarma yeteneği, Hamas ve Hizbullah gibi örgütlere verdiği destekten kaynaklanmaktadır. Ancak bu gruplar doğrudan ABD için değil, İsrail için bir tehdit oluşturmaktadır.
  • İsrail-Suriye Barışının Engellenmesi: İsrail'in 2000 yılında Suriye ile barış anlaşmasına çok yaklaşmasına rağmen Ehud Barak'ın son anda vazgeçmesi ve Şaron ile Olmert'in Golan Tepeleri'ni iade etmeyi reddetmeleri, barış sürecini tıkamıştır. İsrail lobisi, ABD'nin Suriye'ye karşı çatışmacı bir tutum izlemesi için baskı yapmıştır.
  • ABD'nin Çelişkisi: Bush yönetimi, bir yandan Suriye'nin El-Kaide hakkında istihbarat sağlaması nedeniyle işbirliği yaparken, diğer yandan lobi ve yeni-muhafazakarların baskısıyla Suriye'ye karşı yaptırımlar uygulayan yasaları kabul etmek zorunda kalmıştır.

9. Eleştirilere Karşı Savunma Mekanizmaları

  • "Anti-Semitizm" Suçlaması: İsrail politikalarını eleştirenler, sıklıkla "anti-Semitizm" suçlamasıyla karşılaşmaktadırlar. Jimmy Carter, Tony Judt gibi saygın isimlerin dahi bu suçlamaya maruz kalması, kamuoyu tartışmasını kısıtlayan bir taktik olarak kullanılmaktadır.
  • "Çift Sadakat" İddiası: Amerikan Yahudilerinin, ABD'ye değil İsrail'e "çift sadakat" beslediği suçlaması, tarihsel anti-Semitizmle ilişkilendirilse de, bazı Yahudi Amerikalılar bu terimi kendi davranışlarını tanımlamak için kullanmaktadır. Ancak bu, Amerikan Yahudilerinin itaatkar vatandaş olmadığı anlamına gelmez.
  • Lobi Faaliyetlerinin Meşruluğu: Lobi, faaliyetlerinin "demokrasinin geleneksel taktikleri" olduğunu ve diğer çıkar gruplarından farksız olduğunu iddia etmektedir. Ancak bu durum, lobinin eleştirel görüşleri bastırmak için "aşırıya kaçan" taktikler kullanmasını meşrulaştırmaz.

10. Genel Değerlendirme ve Çözüm Önerileri

  • Lobi Hem ABD Hem de İsrail İçin Olumsuz: Lobinin etkisi hem ABD hem de İsrail için olumlu olmamıştır. ABD'nin ulusal çıkarları ve değerleriyle çelişen politikalar izlemesine neden olmuş, Irak'ta başarısızlığa yol açmış ve bölgedeki Amerikan karşıtlığını artırmıştır. İsrail için de, barış fırsatlarını kaçırmasına, aşırı unsurları güçlendirmesine ve uluslararası alanda itibar kaybetmesine neden olmuştur.
  • Farklı Bir Strateji (Dışarıdan Dengeleme): ABD için "bölgesel dönüşüm" stratejisinden vazgeçip "dışarıdan dengeleme" stratejisini benimsemesi önerilmektedir. Bu strateji, ABD'nin askeri gücünü bölge dışında tutarak, yerel aktörleri destekleyerek ve gerektiğinde müdahale ederek bölgesel güç dengesini korumayı amaçlar. Bu durum, terör sorununu azaltacak, Irak'tan çekilmeyi sağlayacak ve İsrail'in Golan Tepeleri'nden çekilmesi ve Filistin devleti kurulması için baskı yapılmasına olanak tanıyacaktır.
  • Çözüm Yolları:İki Devletli Çözüm: İsrail'in işgali sona erdirmesi ve yaşanabilir bir Filistin devletinin kurulmasını kabul etmesi için ABD'nin İsrail üzerinde ciddi baskı uygulaması gerekmektedir. Clinton parametreleri bu konuda bir başlangıç noktası olabilir.
  • Alternatifler: Tek devletli çözüm (eşit haklara sahip iki halkın bir arada yaşadığı demokratik bir devlet) veya apartheid rejimi gibi diğer seçenekler gerçekçi veya ahlaki olarak kabul edilebilir bulunmamaktadır.
  • Lobi Etkisini Kısıtlama: Lobinin etkisini kısıtlamanın en uygun yolu, "seçim kampanyası mali reformu"dur. Seçimlerin devlet tarafından finanse edilmesi, lobinin seçilmişler üzerindeki bağış kaynaklı etkisini zayıflatacaktır. Ancak bu durumun yakın gelecekte gerçekleşmesi pek olası değildir.
  • Kamuoyu ve Medyanın Rolü: Gazetecilerin ve köşe yazarlarının başkan adaylarını İsrail politikaları hakkında daha derinlemesine sorgulaması ve lobinin "anti-Semitizm" suçlamalarını sorgulaması gerektiği vurgulanmaktadır.
  • Yahudi Cemaati İçindeki Eleştiri: Amerikan Yahudi cemaati içinde de İsrail politikalarına karşı çıkan ve lobinin sertlik yanlısı tutumunu eleştiren önemli bir azınlık bulunmaktadır. Bu gruplar, İsrail'in eleştirilmesinin "dinden çıkmak" anlamına gelmediğini ve İsrail'e gerçek desteğin, hatalarını düzeltmesini sağlamakla mümkün olacağını savunmaktadırlar. İngiltere, Avustralya ve Almanya'daki benzer hareketler de Yahudi cemaatleri içindeki farklı görüşlerin varlığını göstermektedir.