Metin, Halid Özkul'un "Globalist Karşı-Devrim" adlı kitabından alıntılar sunmaktadır. Kitap, küresel mali oligarşinin çıkarlarını korumak için uyguladığı "globalist karşı-devrim" stratejilerini ve taktiklerini inceler. Yazar, istihbarat servisleri, psikolojik savaş, asimetrik savaş, dezenformasyon ve sivil toplum kuruluşları gibi unsurların bu stratejilerdeki rolünü detaylandırmaktadır. Ayrıca, "renkli devrimler" olarak bilinen halk ayaklanmalarının, aslında dış güçler tarafından manipüle edilen operasyonlar olduğunu ve **"Yeni Dünya Düzeni"**nin gizli aktörlerini ele almaktadır. Kitap, medyanın manipülasyonu, mafya unsurlarının kullanımı ve özel güvenlik şirketlerinin rolü gibi konuları da kapsayarak ABD ve İsrail'in küresel terör politikalarına dikkat çekmektedir.
Bu kapsamlı kaynak, küresel jeopolitikadaki gizli operasyonları ve iktidar mücadelelerini inceliyor. Metin, emperyalist stratejilerin tarihsel kökenlerinden başlayarak, istihbarat servislerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın günümüzdeki manipülatif rollerini gözler önüne seriyor. Özellikle, "renkli devrimler" olarak bilinen halk ayaklanmalarının, aslında ABD merkezli düşünce kuruluşları ve istihbarat örgütleri tarafından kurgulanmış "postmodern darbeler" olduğu tezi vurgulanıyor. Kaynak, askeri doktrinlerin evrimi, terörizmin finansmanı ve "demokrasi" kisvesi altında yürütülen örtülü faaliyetler gibi çeşitli temalar etrafında şekilleniyor, yazarın eleştirel ve komplo teorilerine dayalı bir bakış açısını yansıtıyor.
Yazarın Bakış Açısı ve Temel İlkeleri
Yazar Halid Özkul, eserinin temel amacını "doğru bilgiyi araştırıp, bulup yazmak ve yayımlatmak" olarak belirtmektedir. Amacı, "her şeyi metalaştıran piyasanın aldatıcı maskesini düşürüp gerçeği göstermek" ve böylece bilimsel nitelikli, ansiklopedik bir etik değerler birikimi sunmaktır. Yazar, okuyucuya saygının zorunlu olduğunu, zira okuyucunun zor yaşam koşullarında ayırdığı bir birikimle esere sahip çıktığını ve değişimi, devrimi aradığını vurgular. Burjuva yayınevlerinin kendi kitaplarını basmadığını veya adlarını yazarlar listesinden çıkardığını belirtmesi, sistem eleştirisinin bir yansımasıdır.
Özkul'a göre, bilgi eksikliğinden kaynaklanan "duygusallık", insanların gerçeği yanılsamalar içinde kabul etmelerine ve "kendi ölüm çukurumuzu kazmamıza" neden olmaktadır. Tarih boyunca geniş kitlelere hükmedenlerin daima "bilinçli azınlıklar" olduğunu ifade eder. Gerçek barış ve hükmetme-hükmedilme ilişkisinin olmadığı bir dünya için ilk hedefin "doğru bilgiye ulaşmak" olduğunu savunur. Bu sayede "akıl, bilgi, bilinç"in yön vereceği "coşku, duygu, irade"nin "devrimci praxisi" yaratacağını iddia eder. Yazısının ana temasını oluşturan "gizli ordular çalışmaları" dizisiyle, egemen sınıflar tarafından bilinmesi ve tartışılması istenmeyen konuları gündeme getirmeyi, böylece "düşünme, sorgulama, irdeleme" kapasitesini en üst seviyeye çıkarmayı hedefler.
Yazar, Clausewitz'in "Eğer düşmana irademizi kabul ettirmek istiyorsak, onu kendisinden beklediğimiz fedakarlıktan daha sakıncalı bir duruma sokmamız gerekir..." sözüne atıfta bulunarak, stratejik üstünlüğün önemini vurgular.
Küresel Kapitalizm, Emperyalizm ve Karşı-Devrim
Eser, tekelci kapitalizmin emperyalizm bataklığındaki globalist dönüşüm krizini ele alır. Egemen sınıfların, üretim güçlerini denetleyerek ve toplumsal üretim araçlarını özel mülkiyetlerinde tutarak emek-gücü sahibi sınıfların "başkaldırı"larını nasıl önlediği sorusuna odaklanır. Bu engellemenin "devlet" adı verilen geniş ideolojik örgütlenmenin eseri olduğunu, ancak aynı zamanda "birey" davranışlarının biçimlendirilerek kullanılmasının başarısı olduğunu belirtir. Bu eylemle "istihbarat örgütlenmesi"nin iştigal ettiğini ve bu yapının daima kamudan gizlendiğini ifade eder.
- yüzyılda Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte burjuvazinin ve burjuva-aristokrasinin yeni yöntemler kullandığını, zor aygıtı olan "devlet"in baskı ve zorunu kitlelere "gönüllü olarak" kabul ettirdiğini, bunun için de "din" odaklı ideolojik taktikler kullanıldığını savunur: "Böylece 'suni denge' kurulmaya başlar! Çünkü insanın kendini tanımlamasının 'ilk adımı' hiç şüphesiz 'maneviyat'tır." Din'in, antik toplumsal emeğin art-emek gaspından pay alan ruhban sınıfının önderliğinde ideolojiye dönüştürüldüğünü iddia eder.
- yüzyıla girerken modern iletişim teknikleriyle donanan spekülatif sermaye vurgunculuğundan gelişen militarizmin "uygar ve sosyal Emperyalizm" biçiminde siyaset sahnesine çıktığını, bununla birlikte tekelci kapitalizmin yeni karşı-devrimci terör harekâtı taktiklerinin de izlendiğini belirtir. Bunların başında sistemli biçimde ajan-provokatörlerin kullanılması gelir. Proletaryanın ürettiği artı-değere karşın sadece asgari ücret koşullarına sahip olması, "ayaklanmacı" emekçi ve işçi kitlelerinin "başkaldırı"sına yol açar. Bu devrimci unsurların burjuva iktidarı için tehlikeli olduğunu, bu nedenle devletin güvenlik birimlerinin işbirlikçisi unsurların bu saflara sızarak egemen sınıflara fayda sağladığını ifade eder. Bu oyunun sadece sınıflararası savaşımda değil, aynı zamanda uluslararası "pazar kapma" savaşlarında da kullanıldığını belirtir. Hegemon güçlerin, kendi ittifaklarına bağlı ev sahibi ülkelerde de bu tür örgütleri kullandığını, bu ülkelerdeki siyasetçilerin de hegemon ülkenin ekonomik, siyasi ve kültürel çıkarlarını "zamanın gerekleri" olarak kendi halklarının kaderini tayin etme hakkına karşı savunduğunu öne sürer.
Batı'da ideolojik baskı aygıtı olarak kurulan Vatikan teokratik devletinin, burjuvaziye karşı mücadele için pek çok burjuva "mason(ik)" örgütü kurduğunu, bu örgütlere muhbir ve ajan-provokatörler yerleştirerek dezenformasyon ile hedef saptırmaya çalıştığını ifade eder: "Kitlesel dezenformasyonun atasının da bu bakımdan Katolik Roma Kilisesi olduğunu söylemek pek yanlış olmasa gerek." Amacın, örgütlenme eğilimli sosyal mücadele karşıtı "başıbozuk-civilian" istikrarsızlık (destabilizasyon) yaratıp kitleleri apolitize etmek olduğunu belirtir.
Bilgi, Cehalet ve Manipülasyon
Yazar, sıradan insanların olaylara "bilgisizlikten kaynaklanan 'duygusallık' ile baktığını" ve "yaşasın"lar, "evet"ler ya da "kahrolsun"lar, "hayır"lar Nihilizminin ötesine bir bakış açısı getiremediğini söyler. Köleci toplumdan kapitalist topluma kadar, sıradan insanın "yazılı tarihi"nin yazdırılmadığını, ancak bu kitlelerin ayaklanarak kendi tarihlerini yazdıklarını belirtir. "Tarihi kitleler yapar" sözünü eksik bularak, doğrusunun "tarihi örgütlü kitleler yapar" olduğunu, bu nedenle egemenlerin hedefinin "örgüt"lü olmayı nötralize etmek olduğunu vurgular.
Geçmişte Kapitalizmin otodinamik tezahürü olarak kırsal emekçilerin kentlere yığılmasının işçi ve işsiz orduları yarattığını, bu kitlelerin insani tepki olarak "ayaklanmacı" mücadele biçimlerini savunduğunu belirtir.
Psikolojik ve Asimetrik Savaş
Yazar, Siyonist Yahudi Ajansı-MOSSAD ve "kadim terörist siyonistler"in (Jonathan Institute) dünyada "Psikolojik-Asimetrik-Paradoksal (PAP) savaş" eşgüdümünde "Dezenformasyon-Apolitizasyon-Destabilizasyon (DAD) ortamı yaratmaya koyulduğunu" iddia eder. Batılı yazarların bunu "Sentetik Terör" olarak adlandırmasını eksik bulur, zira bu terimin burjuvazinin sınıf diktatörlüğünün tarihsel zorunluluğunu perdelediğini belirtir. Günümüzdeki "Dördüncü Nesil Savaş"ın, bu PAP-DAD operasyonlarının bir ifadesi olduğunu savunur.
Ekonomik determinist alt yapının küresel olarak Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası (WB) politikalarıyla şekillendiğini, "güney ülkeleri"nin geri bıraktırılmış kapitalizmlerinin bu politikalarla sömürüldüğünü öne sürer. Mali oligarşilerin kurduğu ekonomik tuzakların işsizlik, yoksulluk, ekonomik anarşi ve borç batağına yol açtığını, siyasal bilinçleri olmayan emekçi kitlelerin "kendiliğindenci" sosyal tepkilerinin "siberbnetik yönlendirmenin tuzağına" düşürüldüğünü ifade eder.
"Anglo-Sakson Amerikan Globalist" mali oligarkların piyasaları ve döviz kurlarını belirlediğini, çok uluslu tefeci bankaların (Citigroup, HSBC, Deutchebank) döviz spekülasyonları yaptığını, bu bankaların merkez bankası statüsünde bulunmalarının ve istihbarat servisleriyle işbirliği yapmalarının önemli olduğunu vurgular.
Yazar, "güney kapitalist ülkelerinde IMF aracılığıyla spekülatif borsa oyunlarına teslim ettirilen ekonomilerin" neo-komprador, muhafazakar ve işbirlikçi burjuvazilerin oluşmasına kaynaklık ettiğini, "beyaz yakalılar"ın da proleterleştiğini, böylece "zengin bir orta sınıf" veya "devrimci orta sınıf" masallarının iflas ettiğini belirtir. Bu ülkelere makine sanayi gibi devindirici yatırımlar yapılmadığını, sadece hammadde kaynaklarının yağmalanmasının hedeflendiğini, milli bankaların yabancılar tarafından ele geçirilerek spekülasyon tuzakları kurulduğunu iddia eder. "Milliyetçi ulus-devlet"lerin "kaos"a sürüklenmesinin kolay olduğunu, çünkü geri kalmışlıkları nedeniyle emperyalistleşemeyen bu ülkelerin, hegemon ve egemen emperyalist ülkelerin "güzel lokmaları" haline geldiğini, bu ülkelerin "emperyal" arzularının provoke edilerek kolayca parçalandığını, Irak örneğini buna kanıt gösterir.
Dezenformasyon ve İstihbarat Faaliyetleri
Yazar, 11 Eylül olaylarının ve "terörizme karşı savaş" ikliminin küreselleşmeye karşı tepkileri bastırdığını belirtir. Sermaye birikim krizinin, kar oranlarının gerileme eğiliminden kaynaklandığını, bu krizin aşırı birikim olarak kendini gösterdiğini ve çözümün kapasite fazlasının imhasına bağlı olduğunu ifade eder.
"Global" teriminin Türk basınında ve "sol" çevrelerde yanlış kullanıldığını, bunun hegemonyayı gizlediğini savunur. Asıl önemli olanın dünyanın kimin egemenliğinde olacağı mücadelesi olduğunu vurgular.
SSCB'nin ve sosyalist bloğun çöküş sürecinde dezenformasyonun nasıl kullanıldığına örnekler verir. CIA üst düzey görevlisi Raymond Garthoff'un Sovyet Kızıl Ordusu'nun asker sayısında ve askeri harcamalarında tek taraflı indirimler yaptığını açıklamasına rağmen, ABD medyasında bunun gizlendiğini ve "Hürriyet düşmanı Kızılların durmadan silahlandığı" yalanının yayıldığını belirtir.
Yazar, Batı medyasında örgütleri "keşfetme" kaynağının internet olduğunu, bunun siberbnetiğin en mükemmel örneği olduğunu ve sanal alemde denetim-yönetimin çok kolay icra edildiğini ifade eder. Kaynakların belirsizliğini ve yorumcuların aslında yönlendirici/icracı olma olasılıklarını vurgular. NSA'nın Vietnam Savaşı sırasında muhalifleri bilgisayarlarla izlediğini, daha sonra MOSSAD ile birlikte "PROMIS" gibi programlarla bilgi topladığını belirtir.
Psikolojik Savaş'ın en önemli temasının "korku yaratmak" ve bu korkuyu canlı tutmak, eskidiğinde yeni bir "korku" icat etmek olduğunu söyler. Bu yöntemin, iktidarı ellerinde tutmak isteyen egemen sınıfların "din" kisvesi altında uygulaya geldikleri en 'kullanışlı' yöntem olduğunu iddia eder: "Özel mülkiyeti kutsayan, ona uzanan elleri lanetleyen 'Günah' korkusu!" Günümüzde istihbarat servislerinin bu işi "özel mülkiyetin başpiskoposları olan medya patronları" aracılığıyla yaptığını vurgular.
"Küresel ısınma" gibi konuların da politik hedefler için manipüle edildiğini, bilimsel olarak sadece meteorologlara dayanarak yürütüldüğünü, oysa astronomlar, jeologlar, biyologlar, zoologlar gibi farklı bilim insanlarının kolektif incelemesi gerektiğini belirtir.
Yazar, Wadi Haddad'ın zehirlenme hikayesini örnek göstererek, MOSSAD'ın dezenformasyon tekniklerini ve ajan-provokatör kullanımını açıklamaya çalışır. Bu tür operasyonların amacının, hedef ülkeyi "haydut" sürüsü gibi gösterip işgal etmek ve halkına zulmetmek olduğunu ifade eder. Irak'ın işgalinin nükleer silah bahanesiyle yapıldığını, bu bilginin sonradan sahte olduğunun itiraf edildiğini hatırlatır.
ABD Savunma Bilim Kurulu'nun "yükselmekte olan hedef ülkelere" ilişkin medya ve eğitim alanlarına yönelik yeni projeler (diziler, belgeseller, çocuk programları, ABD görüşlerini savunan yerel yazarlar vb.) ve finansal destek önerdiğini aktarır.
Kontrgerilla ve Vekil Savaşları
Yazar, Batılı ülkelerin askeri doktrinlerini sınıflayarak, "Dördüncü Nesil Savaş"ın asimetrik bir savaş şekli olduğunu belirtir. Bu savaşın, düşük yoğunluktaki çatışmaların yürütücüsü olan kontra birimler tarafından halka karşı yapıldığını, amacın gerilla güçlerinden daha fazla dayanabileceklerini göstermek olduğunu söyler.
İsrail'in "önleyici vuruş doktrini"nin bir kontrgerilla metodu olduğunu, bunun için isyancı/devrimci bir örgütü ele geçirme, içine muhbir sızdırma, tepeyi ele geçirme, dürüst militanları yok etme ve terör eylemlerini kendi politik çıkarları doğrultusunda kullanma olduğunu iddia eder. Örgüt liderliğine genellikle üç ajan provokatör sızdırıldığını, merkezin yok edilmemesinin amacının ise tecrit edilmiş hücrelerin eylemlerine devam etmesi ve yeni militan adaylarının çekilmesi olduğunu belirtir. Bu sistemin "akıl-bilgi-bilinçle değil, inançla bir güdümleme ile idealist çoşku-duygu-irade ile yaklaşan bütün örgütsel deneyimlerde bugüne kadar başarı ile uygulanmıştır (Yunanistan, İtalya, İspanya, Türkiye ve Filistin)!"
Yazar, bu ajan-provokatörlerin genellikle hegemonya sahibi ülke veya ev sahibi ülke istihbarat servislerince görevlendirildiğini veya devşirildiğini ifade eder. Bu durumun, "siyasal kültür"den yoksun, "resmi tarih" nihilist zırvalarıyla yozlaşmış, "ukala" ve "filisten" militanlara anlatmanın imkansız olduğunu belirtir. Kendi hatalarından yola çıkarak bu "acımasız" yorumu yaptığını ekler.
Emperyal-siyon istihbarat uzmanlarının "Dördüncü Nesil Savaş"ı "Asimetrik Savaş" olarak çarpıttığını, kendisinin ise buna "Paradoksal Savaş" dediğini belirtir. Bu örgütlenmelerin "demokratik merkeziyetçi" örgütlenmeden bilinçli olarak uzak tutulduğunu, bunun nedeninin ise "göz boyamak ve yanıltmak" olduğunu, siyasal "şeyh"lerin militanları "mürit" seviyesinde tuttuğunu söyler.
İstihbarat örgütlerinin, spontane (kendiliğindenci) yapı sergileyen "üzüm salkımı" örgütlenme biçimini kontra örgütler için önerip uygulattığını belirtir. Bu örgütlenmelerde ajan-provokatörlerin ve konspiratörlerin militanları yönlendirmesinin çok kolay olduğunu, kendi aralarında bir kişinin "dün ilah, bugün hain" ilan edilebildiğini, uluslararası kontra terör örgütlerinin neredeyse medyadan ve internet sitelerinden idare edildiğini söyler. "Sanayide marka olan bir terörist lider" yaratıldığını, hatta bazen sanal bir liderliğin var olduğunu vurgular.
Pakistan'daki medreselerin Soğuk Savaş döneminde CIA-MOSSAD-MI6-BND-DGSE tarafından uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-dolarlarla beslendiğini, Pakistan istihbarat örgütü ISI'nin kilit rol oynadığını belirtir. Bu medreselerde eğitilen militanların "şehid" olma arzusuyla intihar eylemcisi olduklarını, Bin Ladin'in bir idol haline getirilerek El Kaide efsanesinin yaygınlaştırıldığını iddia eder.
Yazar, El Kaide operasyonlarının CIA tarafından yürütüldüğünü, Rusya'nın (Putin yönetiminin) bunun farkında olduğunu veya ortağı olduğunu, diğer ülkelerin gizli servislerinin ise operasyonu sadece anladığını savunur. "El Kaide diye bir örgüt yok..." diyerek, terörü devletlerin yarattığını, "kendi ikiz kulelerini vurduğunu", bunun Amerikan siyaset yapıcıları tarafından kararlaştırıldığını, hatta Bush'un bile bilmeyebileceğini, CIA'nın ise büyük bir gücün sadece uygulayıcı organı olduğunu iddia eder.
Renkli Devrimler ve Sivil Toplum Kuruluşları
Yazar, Sırbistan'da Miloseviç'i deviren Otpor gibi gençlik hareketlerinin, Ukrayna'daki Pora ve Gürcistan'daki Kmara gibi grupların "barışçı gösteriler" düzenleme konusunda eğitildiğini, bu eğitimlerin Belgrad merkezli Barışçı Direniş Merkezi tarafından verildiğini belirtir. Bu merkezlerin, muhaliflere örgütlenme, eylem yapma, ekip oluşturma, para bulma ve medya planlama kursları verdiğini açıklar.
George Soros'un açık toplum enstitülerinden yetişen ekonomi yorumcularının ve borsa yuppie'lerinin yıllar öncesinden hedef ülkelerde çalışmaya başladığını, binlerce dolarla "demokrasi fonları"nın desteklendiğini, bu paraların özel sektör üniversiteleri ve öğretim üyelerine aktarılarak genç kitlenin beyinlerinin siberbnetik yönlendirme operasyonlarına tabi tutulduğunu iddia eder. Bu manipülasyonla kamuoyunun, siyasi kadroların, medyanın "demokrasi" için bilinçlendirildiğini, iktidar ele geçirilince Batı'nın parasının doğrudan ekonomiye girdiğini, petrol, ekonomik ve ticari ayrıcalıklar, askeri üsler, silah satışları yoluyla avantajlar elde edildiğini savunur.
Mısır'daki olayları örnek göstererek, "Müslüman Kardeşler"in şeriatçı yönetiminin ardından gelen karşı tepkinin ordu darbesiyle sonuçlandığını, bunun Batılı güçlerin onayıyla gerçekleştiğini belirtir.
GLOCAL ve Kent Savaşları
Yazar, "artı-değer" sömürüsünden kaynaklanan kapitalizmin kaçınılmaz ekonomik krizlerinden kurtulmak için mali oligarşilerin kentlerde rant yağmasına dayalı "gayrimenkul balonu" politikası izlemek zorunda kaldıklarını belirtir. Bu durumun aynı zamanda kendi mezarlarını kazmaları anlamına geldiğini söyler.
"GLOCAL" (globalden yerele ve tersi) materyalist "POLYALEKTİK" nedenlerden dolayı kentlerin günümüz ve geleceğin sınıflar mücadelesinin muharebe alanları olacağını iddia eder. Devlet Terörü ile kan dökülmesinin "statik" (direniş) ve "dinamik" (başkaldırı) arasındaki uzlaşmaz çelişkinin dışa vurumu olduğunu, sanal alemde psikolojik bir savaşın yürütüldüğünü ifade eder. Gezi olaylarındaki "duran adam" figürünü, "sanki eylem" sanısını kabul ettirmek amacıyla yaratılan bir dezenformasyon taktiği olarak yorumlar.
Yazar, "direniş"in (grev gibi) ekonomik "istikrar" içinde yapılan bir mücadele olduğunu, "başkaldırı"nın ise düzene karşı sivil-askeri hat içinde olduğunu ve savaşma kurallarının geçerli olduğunu vurgular. "Direnerek" kazanılamayacağını, "başkaldırının" ise ayaklanma olduğunu söyler. Karşı-devrimci güçlerin kendi "karışıklık" planlarını "sanki devrim" gibi piyasaya sürdüğünü, bunlara alet edilen örgütlenmelere "kontra" örgütlenme dendiğini belirtir. Merkezi komuta sistemi yoksa, müdahale edilerek veya uygun durum yaratılarak (duran adam gibi) merkezi komutanın ele geçirildiğini, bunun "psikolojik savaş"ın uzmanlık alanı olduğunu ifade eder.
Asimetrik Savaş Doktrinleri ve Gizli Operasyonlar
ABD militarizminin belgelerinde "Asimetrik Savaş"ın "Sadece Yeni Düşünce Taktikleri" olarak tanımlandığını, bunun Karl von Clausewitz'in "Her çağ, onun kendini sınırlayıcı vaziyetleri ve onun kendine mahsus önyargıları, kendi savaş çeşidine sahip olmuştur" sözüyle örtüştüğünü belirtir. ABD emperyal doktrininin, gerilla savaşını "Dördüncü Nesil Savaş" içinde asimetrik savaş olarak ifade ettiğini, ekonomik varlıkları teknoloji fetişizmine bağımlı olduğu için insan/emek/manevi değer unsurlarını manipüle ederek denetim altına alma amacı ile "kaos"a sarıldıklarını savunur.
Pentagon'un "Terörizm ve Asimetrik Savaş Stratejisi" belgesinden alıntılar yaparak, emperyal-siyonun küresel terörizmi nasıl yönlendirdiğine dair ipuçları verdiğini belirtir. Özellikle "Faaliyet-öncesi, -kendini memleketini korumak için- Önceden Davranan Operasyonlar Grubu" (P20G) gibi programların amacının, "teröristleri kışkırtmak", "aile üyelerini öldürmek", "yağmalama ile ayartmak", "uyuşturucu maddeler ile beslemek", "cihad propagandası ile işlemek" ve hatta "ajan provokatörler ile saldırıları planlamak ve emretmek" olduğunu iddia eder.
Bu tür operasyonların, hedef ülkelerde "şiddet yuvası" yaratmak ve müdahale, ele geçirme, yağmalama için "gerekçe" oluşturmak amacıyla yapıldığını belirtir. ABD'nin "gerçek bir savaş" içinde kimseye güvenmediğini, "kendini adamış, becerikli ve bütünü kapsayan stratejik uzanma ile yayılmış hasım"a karşı "uzun bir şiddet zamanı ile sınırsız savaş" açacağını belirtir.
Pentagon'un Irak, Nijer gibi yerlerde "yüksek değerli" El Kaide ajanlarını kaçırma veya öldürme yetkisi aldığını, işkencenin geçerli olduğu gizli sorgulama merkezleri kurulduğunu, bu programların Rumsfeld'in CIA'nın denetimini ele alma arzusunun bir somutlaşmış hali olduğunu ifade eder. CIA uçaklarının Avrupa'da gizli cezaevleri ve uçuşlar gerçekleştirdiğini, bunun "global devlet teröristi ABD'nin küresel olarak oynadığı senaryonun zamanından önce açığa çıkma korkusu" nedeniyle gizlendiğini belirtir.
ABD'nin "global devlet terörü faaliyetlerini açıklayanların" da "terörist" olarak görüldüğünü, hatta bu kitabı yazan, yayımlayan, dağıtan ve okuyanların da bu kapsama alındığını vurgular. Pentagon'un "yükselmekte olan hedef ülkelere" yönelik medya ve eğitim alanlarında çeşitli yeni projeler önerdiğini belirtir.
Kuzey Irak'taki ABD Özel Kuvvetleri'nin peşmergelere gerilla savaşı, sabotaj, suikast, istihbarat ve karşı-istihbarat gibi konularda özel eğitimler verdiğini, Matrix gibi bilgisayar sistemleriyle mayınların uzaktan patlatılabildiğini aktarır.
Yazar, Arundhati Roy'un "Sivil Toplum Örgütleşmesi"nin tehlikelerine ilişkin sözlerine atıfta bulunarak, STK'lerin sömürge döneminin misyonerleri gibi kullanıldığını, ABD'nin gittiği her yere önceden STK'lerin gittiğini, "ne kadar STK görürseniz, o kadar emin olabilirsiniz ki bir felaket yaklaşıyor; çokuluslu şirketler gelmeden STK'ler gelip araziyi işgal ediyorlar" tespitini aktarır.
Sonuç ve Yazarın Mesajı
Yazar, Irak'ta yaşananların "emperyal barbarlığın tastamam gerçek yüzünün son aşaması" olduğunu, ancak Anglo-Sakson emperyal-siyonun "100 yıllık" rüyasından vazgeçmeyeceğini, dünya hegemonyasını kaybetmemek için bölgeden çekilmeyeceğini belirtir. Bağdat'ta kalıcı askeri tesisler ve dünyanın en büyük konsolosluk kompleksini inşa etmelerini buna kanıt gösterir.
Halid Özkul, eserinin genelinde, küresel kapitalizmin, mali oligarşilerin ve emperyal-siyonist güçlerin, "doğru bilgi"den uzaklaştırılmış, "duygusal" ve "apolitik" kitleleri manipüle ederek kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullandığını, "terörizm"in ve "renkli devrimlerin" aslında birer istihbarat operasyonu olduğunu ve bunların bir "paradoksal savaş"ın parçası olduğunu iddia etmektedir. Yazar, bu kompleks yapıyı anlamak ve ona karşı koymak için "akıl, bilgi, bilinç" temelli, örgütlü bir devrimci duruşun zorunlu olduğunu vurgular. Ayrıca, eleştirel düşünme, sorgulama ve irdelemenin önemini sık sık dile getirerek okuyucuyu bilinçli olmaya davet eder.