Verilen metin, Halid Özkul'un "Gizli Ordular CIA" adlı kitabından alıntılar sunmaktadır. Kitap, Amerikan emperyalizminin ve finansal oligarşinin küresel hegemonyasını, özellikle "sivil-terörist" stratejilerini ve koruma örgütlerini ele almaktadır. Yazar, istihbarat örgütlerinin faaliyetleri, manipülasyonları, Soğuk Savaş sonrası değişen dünya düzeni ve uluslararası casusluk olayları üzerine derinlemesine bir inceleme sunmaktadır. Metin ayrıca NATO'nun rolü, ekonomik güç mücadeleleri, Kennedy suikastı, masonluk ve uyuşturucu ticaretiyle ilgili uluslararası komplo iddiaları gibi çeşitli konulara da değinerek, karmaşık bir gizli dünya tablosu çizmektedir.

Bu kapsamlı metin, Pax Americana'nın ve Amerikan İmparatorluğu'nun dünya üzerindeki mali-oligarşik hegemonyasını ve bunun sürdürülmesinde kullanılan gizli örgütleri, yöntemleri ve sivil-terörist stratejilerini derinlemesine incelemektedir. Yazar, bu gücün uluslararası siyasetteki etkilerini ve ekonomik çıkarları doğrultusunda ne kadar "vahşi" olabileceğini vurgulamakta; Kennedy suikastı, Hollanda'daki uyuşturucu politikaları, Almanya'nın yeniden silahlanması, eski Sovyetler Birliği'nin dağılması ve medya manipülasyonu gibi çeşitli olaylar üzerinden somut örnekler sunmaktadır. Metin ayrıca, istihbaratın tanımı, casusluk faaliyetleri, kara para aklama mekanizmaları ve masonluk gibi gizli yapıların siyaset ve ekonomi üzerindeki etkileri gibi konulara da değinerek, okuyucuyu statik değil, eleştirel bir yaklaşıma davet etmektedir.

Kitap, CIA'nın küresel operasyonlarını, kapitalist hegemonyanın sürekliliğini sağlamadaki rolünü ve bu süreçte kullanılan çeşitli araçları detaylandırmaktadır.

1. Temel Kavramlar ve Yaklaşım

Kitap, "Bilgi gücün anahtarıdır" ve "gerçek ayrıntılarda gizlidir" mottolarını temel alarak, olaylara nesnel ve bilimsel bir yaklaşımla bakmanın önemini vurgular. Yazar, duygusallığın gerçeği algılamadaki en büyük düşman olduğunu belirtir: "Aşırı İnsancıllık demek de olan duygusallık, olayları olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi algılamamıza yolaçan öznel bir 'enerji düşümü'dür." Gerçeğin detaylarda saklı olduğu, ancak bu detayların bir bütün olarak gerçeği oluşturduğu ifade edilir.

Yazar, istihbarat ve haber alma kavramlarının Arapça kökenli olduğuna dikkat çekerek, istihbaratın sadece bilgi toplama değil, aynı zamanda bu bilgileri değerlendirme ve yorumlama süreci olduğunu açıklar. Kitap, "Haberalma/İstihbar-at"ın bir "Komplo"lar manzumesi içinde incelenmesi zorunluluğunu ortaya koyar ve "resmi tarih"in bu "deli"leri genellikle görmezden geldiğini belirtir.

2. Küresel Kapitalist Ekonomi ve Yeni Çağlar

Kitap, küresel kapitalist ekonominin 1968'den itibaren "Yavaş Büyüme" dönemine girdiğini ve 1990'larda yeni bir "Hızlı Büyüme" dönemi öncesi krizler yaşadığını belirtir. Sanayi Devrimi'nin aşamalarını Buhar Çağı (1848-1890), Elektrik Çağı (1890-1940), Nükleer/Elektronik Çağ (1940-1990'lar) olarak nitelendirirken, 1990'ların ortalarından itibaren Bio-Manyetik Çağ'ın başladığını ileri sürer. Bu çağların aynı zamanda bilgi sürecinin aşamaları olduğu vurgulanır.

XXI. yüzyıla hazırlanan küresel mücadelelerin "Uzay Çağı" ile uzaya taşınacağı ve Biyonik/Manyetik Çağ'ın "Işın Çağı"nın öncülerini yaratacağı belirtilir. Bu değişim ve gelişim kaçınılmazdır ve kapitalist pazar/hegemonya kavgasının müthiş kızışacağını gösterir. Kitap, burjuva ideologlarının iddia ettiği gibi bir "İletişim/Bilgi" Çağı olmadığını, bunun emperyalizmin mali-oligarşik nesnel gerçekliğini örtbas etme çabası olduğunu savunur: "Bu, emperyalizmin (ve de sosyal-emperyalizmin) mali-oligarşik nesnel gerçekliğinin örtülendirilmesi çabalarıdır. İçeriğin gözden kaçırılması, tezahürün özrünün saptırılması, demektir."

Geri bıraktırılmış ülkelerin teknolojik transferler yoluyla kapitalizmin gelişimine dahil edilmesinin, aslında emperyalist ülkelerin güvenilir bir silahı haline geldiği ifade edilir. Bu ülkelerin sanayileşmesi yerine teknolojik dışsatımın pompalanmasıyla, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumların "dış borçlanma tuzağı"na düşürüldüğü ve sömürüldüğü belirtilir: "Bunun sonucunda bütün 'Güney Küre' ülkelerini; teknoloji satınalma uğruna 'döviz-kredi' bulmak için kurulmuş olan; emperyalist ülkeler konsorsiyumu Uluslararası Para Fonu (IMF)nun ya da Dünya Bankası'nın 'dış borçlanma tuzağı'na daha besili olarak düşürülüp, iliklerine kadar sömürülecek çıkabilmenin (!) 'hürriyet'i çukuruna itilmektedir/itilecektir…" Bu durumun "sıcak savaş" boyutlarına ulaşabileceği, Körfez Krizi'nin bunun bir antrenmanı olduğu iddia edilir.

Trilateralizmin, geri bıraktırılmış ve bağlantısız ülkelere karşı saldırıyı önerdiği, özellikle doğal zenginlikleri üzerinde çokuluslu tekellerin yağmasını sosyalist ülkelerle işbirliği içinde sürdürdüğü belirtilir. CIA faaliyetlerinin, yerli ve bölgesel gerici güçlerin desteğiyle sürdürüleceği ve "insan hakları" ve "çevrecilik" gibi temaların "Yeni Dünya Düzeni"nin meşrulaştırılması için kullanılacağı ifade edilir.

3. Uluslararası Güç Dengeleri ve Gizli Operasyonlar

Kitap, Almanya'nın Avrupa Birliği (AB) içinde "üçüncü güç" olarak yükseldiğini ve pazar kavgasında alternatif bir güç olmaya hazırlandığını belirtir. İtalya'nın İngiltere'yi geçerek Fransa ile boy ölçüşmeye başladığı ve "sıcak bir Akdenizli olarak gelecekte sessizliklerini bozacak olan ülkeler arasında olacağı" öngörülür.

SSCB'nin parçalanmasının, emperyalist ülkeler arasındaki pazar kapma kavgasını körüklediği vurgulanır. ABD'nin bu durumu kontrol altında tutmak için "Kuzey/Güney Sorunu"nu ön plana çıkardığı, ancak bunun kavgayı sadece geciktiren bir olgu olduğu belirtilir. Libya, İran, Küba, Vietnam, Kuzey Kore gibi "Bağlantısız" ülkelerin hedeflendiği ve bu ülkelerin "milliyetçi, ya da etnik veya dinsel temaları işleyerek; komşu ülkeleri bilinçli olarak uzlaşmaz tavır aldırıp kışkırtarak... iç savaşlar ya da sınır savaşları çıkartarak, bu ülkeler iktidarlarına kendi işbirlikçilerini 'dindar', 'demokrat' ya da 'modern/çağdaş' kılıfları altında yerleştirmeyi planladığı ve uyguladığı" iddia edilir. Çokuluslu tekellerin doymak bilmez kar hırsının tüm bu olayların arkasında olduğu vurgulanır.

4. İstihbarat Faaliyetleri ve Kontr-Gerilla

CIA'nın "Beşinci Özgürlük" adını verdiği ilkeyle çıkarlarını koruduğu belirtilir: "Soyma, sömürme ve hüküm altına alma ve sonuç alabilmek için her türlü güce başvurma özgürlüğü". Samuel Huntington'ın bu durumu, "Bir başka ülkenin işlerine karışmayı veya işi ileri götürüp askeri müdahalede bulunmayı sanki Sovyetler Birliği'ne karşı verilen bir mücadeleymiş gibi satabilirsiniz" sözleriyle özetlediği ifade edilir. Medyanın, özellikle gazetecilerin, bu operasyonların "baş mimarı" olduğu ve kapitalist-emperyalist saldırganlığın kabul görmesinin ancak "kültür terörizmi/medya teröristleri" ile mümkün olduğu savunulur.

Kitap, "Soğuk Savaş"ın Churchill ve Truman ikilisi tarafından ustaca tezgâhlandığını ve Stalin'in "günah keçisi" ilan edildiğini iddia eder. Allen Welsh Dulles'ın CIA'nın başına getirilmesiyle bu sürecin tırmandırıldığı ve CIA'nın her şeyi baştan belirlediği belirtilir.

Echelon casusluk şebekesinin varlığına ve milyonlarca telefon, faks ve e-postanın izlendiğine dair iddialar dile getirilir. Bazı ABD şirketlerinin bu sistem aracılığıyla ihaleler kazandığı iddia edilir. Ayrıca, CIA'nın ekonomik istihbarat alanına ağırlık verdiği ve klasik casus tiplemesinin değiştiği belirtilir. Yeni nesil CIA ajanlarının (NOC - gayriresmi ajanlar) bankalarda ve şirketlerde faaliyet göstererek para akışını denetlediği ve ticari casusluk yaptığı ifade edilir. ABD Başkanı Bill Clinton'ın da CIA'dan ticari rakipleriyle daha sağlıklı pazarlıklar yapabilmek için ticari casusluk yapmasını istediği belirtilir.

CIA'nın 1993'te bazı belgeleri kamuoyuna açma kararını "laf cambazlığı" olarak nitelendiren kitap, açıklanan belgelerin zaten daha önce ortaya çıkarılmış bilgiler olduğunu belirtir. Yeni CIA Başkanı John M. Deutch'un, "ABD örtülü eylemleri (covert action), bir politik araç olarak kullanmayı sürdürmeli, hatta arttırmalıdır" sözlerine dikkat çekilir.

4.1. Dış İstihbarat ve Karşı Casusluk: "Psikolojik Savaş"

CIA'nın dış istihbarat faaliyetlerinin temelinin parayla satın alınan ajanların işbirliğine dayandığı belirtilir. Bu ajanların en yüksek kademelerdeki politikacılardan (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, diplomatlar) askerlere, iktisatçılara, bilim adamlarına ve tanınmış yazar/gazetecilere kadar uzandığı ifade edilir. Ajanların farklı kademelerde çalıştığı, bazı ajanların kritik noktalara sızdırılarak senaryoların sahnelenmesinde kullanıldığı ve kaos yaratma amacıyla hareket ettikleri belirtilir.

Yerli güvenlik ve istihbarat servisleri içindeki işbirlikçilerin CIA tarafından kullanıldığı, özellikle telefon dinleme operasyonlarında bu işbirlikçilerin rol oynadığı ifade edilir. CIA'nın, merkezden gelen çalışmaları ortaya çıkarmaya çalışan "tehlikeli birim"leri bastırmak veya öldürtmek gibi taktikler kullandığı iddia edilir. Bu durum bazen "Biyolojik Harekat" veya "devrimci eylem" kılıfı altında gerçekleştirilir.

Karşı-casusluk çalışmalarının en önemlisinin yerli devrimci örgütlere sızmak olduğu belirtilir. Ajanların üç yolla elde edildiği açıklanır: kendi ayaklarıyla elçiliklere gidenler, örgüte üye yapılan "eğitimli" ajanlar ve etkili mevkideki örgüt üyelerinin parayla elde edilmesi. Özellikle "eğitimli" ajanların örgüt içinde en tepeye yükseltilmesi ve diğer liderlerin ortadan kaldırılmasıyla yol açılması gibi taktikler kullanılır. CIA'nın "etnik, sağcı ve 'dinci' operasyonları" için zayıf karakterli küçük-burjuva "başkan"ları kullandığı, hatta kendisinin radikal veya "devrimci" görünümlü örgütler kurduğu ifade edilir: "Bunlar etnik yada dinsel temalar altında kurulabileceği gibi, 'solcu' görünüm altında da kurulabilirler/kurulmuşlardır. Özellikle 'Marxist - Leninist - Maocu' radikal kılıkta…"

Gizli servislerin "Kontr-Gerilla" eylemlerinin, "Ölüm Mangaları"nın kentlerde ve kırlarda terör eylemleri düzenlediği belirtilir. "Yeşil Bereliler" (Green Berets) adı verilen CIA'nın Delta Units koluna bağlı timlerin, yerli güvenlik kuruluşlarına eğitim ve danışmanlık hizmeti verdiği, suikast timleri olarak çalıştığı iddia edilir. Bu operasyonların "ayaklanmacılar" veya "radikal 'devrimci' gruplar"ın üzerine yıkıldığı, bu grupların provokasyonun aleti olduğu vurgulanır.

5. Uyuşturucu Trafiği ve Mafia İlişkileri

Kitap, uluslararası şirketlerin karlar uğruna "nazileştiği"ne dair çarpıcı örnekler sunar. Philip Morris şirketinin Çek Cumhuriyeti'nde sigara içenlerin erken ölmesiyle devletin hastane ve yaşlılar yurdu gibi hizmetlerden tasarruf ettiğini iddia eden raporu bu duruma örnek gösterilir. Coca-Cola, Citibank ve Philip Morris gibi şirketlerin adının CIA ile sıkça anıldığı belirtilerek, halka nasıl bakıldığının somut bir belgesi olduğu iddia edilir.

Uyuşturucu madde mafyalarının, özellikle Latin Amerika'da, CIA'nın eski işbirlikçileri olduğu ve "Ölüm Mangaları"nın yeni konumlara uymadığında gözden çıkarıldığı belirtilir. Uyuşturucudan elde edilen karların CIA'ya "kanla ödendiği" ifade edilir.

Hollanda'daki uyuşturucu politikasının, ülkeyi bir "açık uyuşturucu pazarı" haline getirdiği ve narkotik polisinin kaçakçılarla işbirliği yaptığı iddia edilir. Hollanda'nın bu politikasının uyuşturucu kullanım oranını ve suç oranını artırdığına dair veriler sunulur.

Doğu Avrupa'da "vahşi kapitalizm"e geçişle birlikte, mafyaların buraları işgal ettiği ve eski sabotör-ajan mafyaların, dış kaynaklı mafyaların en büyük müttefiki haline geldiği belirtilir. Özellikle Yahudi kökenli Rus mafyası ve onun ABD'ye gönderilen üyeleri ile ilgili çarpıcı iddialar dile getirilir: "FBI, CIA'nın hediyesi olan bu 'sevgili Yahudicikleri' ile uğraşmaktadır. Bu, aslında CIA'nın Birleşik Devletler halkına ihanetinin bir başka belgesidir…"

Prag'ın mafyanın uluslararası merkezi haline geldiği ve ABD, İtalyan, Rus, Ukrayna, Sırp, Hırvat, Sloven ve Boşnak mafyalarının burada toplantılar düzenlediği belirtilir. Bu mafyaların uyuşturucu, silah kaçakçılığı, çalıntı oto, tarihi eserler ve göçmen kaçakçılığı gibi alanlarda işbirliği yaptığı ifade edilir. Romanya'nın sosyalist rejimin yıkılmasından sonra uyuşturucu pazarı haline geldiği ve Türkiye ile Bulgaristan üzerinden uyuşturucu sevkiyatının yapıldığı belirtilir.

Yılda milyarlarca doların uyuşturucu kaçakçılığından aklandığı, bankaların ve General Electric, General Motors, Apple Computer, Microsoft gibi büyük şirketlerin de uyuşturucu parası akladığı iddia edilir. Karapara aklama yöntemleri arasında sahte kredi belgeleri, elektronik virmanlar, kumarhaneler, gece kulüpleri, turizm ve otelcilik gibi sektörler ile borsaların kullanıldığı detaylandırılır.

6. CIA, Mason Locaları ve Küresel Yönetişim

Kitap, kapitalist dönemde büyük sermayenin masonluk ile ifade edildiğini ve geleneksel masonluğun "mafya"laştığını ileri sürer. Robert Gates'in CIA Başkanı olması sürecindeki "şahin" ve "güvercin" masonlar arasındaki kavgaya değinilir. Eski CIA Başkanı Casey'nin, "dünyadaki çeşitli komünist aleyhtarı operasyonları destekleyen küreselin ardındaki güç" olduğu ve "dünya'ya ABD'nin çıkarları doğrultusunda yeni bir şekil vermeyi düşlediği" belirtilir.

Küresel Dünya Hükümeti'nin başlıca önerileri arasında uluslararası finans sorunlarını çözmek, göç özgürlüğünü sağlamak, gümrük engeli olmaksızın ürünlerin serbest dolaşımı, uluslararası ekonomik birlik, ulusal orduların dağıtılmasıyla uluslararası bir polis gücü kurulması ve Birleşmiş Milletler gibi uluslarüstü yönetimlerin devletlerin egemenliğini sınırlaması gibi maddeler sıralanır.

7. Gladio ve Örtülü Operasyonlar

"Gladio" (Gladyatörlerin Kılıcı) skandalı, CIA tarafından örgütlenen ve "Office of Special Projects"in emri altında olan bir yapı olarak tanımlanır. Bu örgütün, "üniversal burjuvazinin hegemonyası için yürütülen Kontrol-Yönetim-Haberleşme Sibernetik Sistemi içinde HAREKETleri yönlendiren Kontr ve Kontra fırıldağının odak noktası" olduğu belirtilir. Gladio'nun resmi, askeri ve sivil kurumlarla iç içe çalıştığı, ancak dışarıya karşı gizli olduğu için hiçbir resmi sıfatı olmadığı vurgulanır. Komitenin askerler, istihbaratçılar, polisler, mafya, politikacılar, gazeteciler, işadamları, profesörler, yüksek bürokratlar/hukukçular ve sıradan sivillerden (doktor, din adamı, sendikacılar, öğrenci liderleri vb.) eleman devşirdiği ifade edilir.

ABD Kongresi'nin 1947'de Ulusal Güvenlik Yasası'nı (National Security Act) kabul ederek NSC ve CIA'yı kurduğu, Avrupa'da ise "demir perde" oluşturulduğu belirtilir. NATO'nun gizli bir maddesine göre, üye ülkelerin komünizmle mücadele amacıyla yeraltı örgütlenmeleri kurmuş olması gerektiği, İtalya Başbakanı Andreotti'nin de bunu doğruladığı aktarılır. ABD Başkanı H. Truman'ın 1950'de Amerikan Ordusu'na verdiği talimatta, komünistlerin yasal yollardan iktidara gelmesi durumunda müdahalede bulunma serbestliği olduğu belirtilir.

İtalya'da Aldo Moro suikastı gibi olayların Gladio operasyonları ile ilişkili olduğu iddia edilir. "Güçlü Devlet" talebini gerekli kılmak için istikrarsızlık ve korku yaratma yöntemlerinin kullanıldığı, ordu mensupları, gizli servisçiler ve faşist sivillerin işbirliği yaptığı belirtilir. Milano'daki bombalı saldırının (Piazza Fontana Katliamı) ardında da bu yapıların olduğu iddia edilir ve delillerin gizlendiği vurgulanır. Hollanda Başbakanı Ruud Lubbers'in de Gladio benzeri örgütlenmelerin varlığını doğruladığı ve bu örgütlerin silah depoları bulundurduğu belirtilir.

8. "Yeşil-Feminist-İnsan Hakları"cılar ve Psikolojik Savaş

Kitap, "üniversal mali-oligarşinin düşünen beyinleri"nin, sermayenin hegemonyasını kitleler üzerinde "gönüllü" kabul ettirmenin yollarını keşfettiğini savunur. "1968 deneyimleri"nin onlara "çiçekli" T-shirt'lerin kitleleri nasıl pasifize edebileceğini gösterdiği ve sınıf savaşımı gibi "çok tehlikeli" bir devrimci gerçeğin "Çevreci-Yeşil", "feminist" ve "insan hakları"cı radikal bir doğal eyleme dönüştürüldüğü iddia edilir. Bu radikal söylemin küçük burjuva "solcu" entelektüeller tarafından benimsendiği belirtilir.

Emperyalist ülkelerin, çevreyi katleden, kadınları "ucuz emek" olarak kullanan ve işbirlikçilerine kontr-gerilla baskı-işkence yöntemleri öğreten "uygar" dünyanın efendileri iken, birdenbire "Çevreci", "Feminist" ve "İnsan Hakları"nın havarisi kesildikleri eleştirisi getirilir. Bu içi boş sloganların bir emniyet sübabı rolü oynadığı ve kitleleri yılgınlığa ve pasifizme sürüklediği, bireyci anarko-nihilizmin siyasal mastürbasyon alanı olarak genç kitlelerin hedefini şaşırttığı ifade edilir.

Yugoslavya'ya karşı 1999 yılında gerçekleştirilen harekat sırasında NATO'nun sivil hedefleri bilinçli olarak vurduğu ve "insan hakları" sloganının çifte standartlı kullanıldığı belirtilir. Uluslararası Af Örgütü'nün bu olayda dikkate alınmadığı, ancak Türkiye, İran, Libya, Irak, Çin veya Küba söz konusu olduğunda aynı çevrelerin ve işbirlikçilerinin "tozu-dumana kattığı" vurgulanır.

9. Papa Suikastı ve Gizli İlişkiler

Papa II. Jean Paul'e yönelik suikast girişimi ve bu olayın arkasındaki gizli güçler detaylı bir şekilde ele alınır. Mehmet Ali Ağca'nın suikastı KGB Başkanı Yuri Andropov'un emriyle gerçekleştirdiği iddiası ve İtalyan medyasının Vatikan'ın suikastı emrettiği iddiaları aktarılır. Papa'nın, Ağca'ya "Fatima'nın üçüncü kehanetinin aslında Papa suikastı olduğunu" ima eden bir madalyon verdiği ve Ağca'nın Papa'nın üçüncü sırrı açıklamasını istediği belirtilir.

Kitap, Ağca'nın ifadelerine dayanarak, Papa'nın Vatikan'ın mali kuruluşu IOR'da geniş çaplı bir temizliğe girişmesinin suikastın nedeni olabileceğini ve amacın Papa'yı korkutmak olduğunu iddia eder. Papa'nın iyileştiği Gemelli Kliniği Başhekimi ve cerrahlarının Opus Dei veya Mason locası ile ilişkilerinin araştırılması durumunda birçok "gizem"in çözülebileceği ima edilir.

Vatikan'daki yolsuzluklar ve cinsel taciz iddialarına da yer verilir. Opus Dei örgütünün Katolik kilisesi içinde önemli bir güç olduğu ve "güçlüler, zenginler ve yetkililer Balaguer'in adamları; yoksul katoliklerde Rahibe Teresa'nın" şeklinde bir espri üretildiği belirtilir. Opus Dei'nin "Machiavellist tarzda 'Ali-Cengiz Oyunu'"na başvurduğu ve bazı yazarların Papa II. Jean Paul'u Katolik dinini yıkmakla görevli bir ajan olmakla suçladığı ifade edilir.

Polonya'daki Dayanışma (Solidarność) hareketinin ABD ve Kilise ile işbirliği içinde olduğu belirtilir. Papa II. Jean Paul'ün Dayanışma'nın yeraltına çekilmesini ve Varşova Paktı müdahalesini engellemek için halkın sokaklara dökülmemesini istediği, Vatikan istihbaratının ABD'ninkinden daha iyi ve hızlı olduğu iddia edilir.

10. Fütürologlar ve Psikolojik Savaş

Kitap, mali-oligarşinin "Nostradamusları" olarak fütürologları tanımlar ve onların kehanet senaryolarını medyatik faaliyetlerinin bir parçası olarak kullandığını savunur. İnsanların "UFO'larla karıştırıldığı" bir ortamda, petrol ve su gibi stratejik hammaddelerin öneminin arttığı ve bu bölgelerin jeo-stratejik olarak çatışma alanlarına dönüştüğü belirtilir.

Gizli servisler-Pentagon-NSA güdümlü fütürolojinin bir psikolojik savaş unsuru olduğunun kanıtı olarak "2000 yılı virüsü" (Y2K) sendromu gösterilir. CIA'nın yayımladığı raporun, en riskli ülkelerin Rusya, Ukrayna, Çin, Mısır, Endonezya, Hindistan ve Doğu Avrupa devletleri olduğunu belirttiği, ancak Pentagon'un bu ülkelerin sanıldığından daha çok mekanik sistemlere bağlı olduğunu ve bilgisayarlar yerine insan gücüyle çalıştığını fark ettiği belirtilir.

11. Yazarın Kendi Deneyimleri ve Araştırma Yöntemi

Yazar, kitaptaki bilgilerin bir kısmının kişisel gözlemlerine ve deneyimlerine dayandığını belirtir. Tekel Kaçak Takibat Şubesi'ndeki çalışmaları ve askeri bir aileden gelmesi sayesinde "HUMAN-istihbarat" olanağı bulduğunu ifade eder. 1990'lardaki "Gladio" skandalının, emekli askerlerin ağızlarını gevşetmesiyle kendisine bilgi toplama fırsatı sunduğunu belirtir. "Gladio" örgütünün varlığını dolaylı yoldan emekli askerler ve üst düzey emniyetçiler tarafından doğrulattığını, ancak resmi kayıtlarının olmadığını belirtir.

12. Sonuç ve Önemli Çıkarımlar

Kitap, CIA'nın küresel kapitalist düzenin sürdürülmesindeki merkezi rolünü vurgular. Bu rolün, mali-oligarşinin çıkarları doğrultusunda örtülü operasyonlar, ekonomik casusluk, psikolojik savaş ve toplumsal manipülasyon gibi çeşitli yöntemlerle gerçekleştirildiği ileri sürülür. "İnsan hakları" ve "demokrasi" gibi kavramların dahi bu hegemonyanın aracı olarak kullanılabileceği iddia edilir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve mafya ilişkilerinin, küresel sermayenin çıkar çatışmalarında önemli bir yer tuttuğu ve büyük şirketlerin de bu kirli işlere bulaştığına dair çarpıcı iddialar sunulur. Gladio gibi gizli örgütlenmelerin devlet yapısı içinde varlığını sürdürdüğü ve manipülasyonlar yoluyla toplumsal olaylara yön verdiği ileri sürülür.

Yazar, bireylerin "sürü psikolojisi"nden kurtulup "bilinçli eylemciliğe" doğru değişmedikçe, sürekli olarak "örümceğin ağına" düşecekleri uyarısında bulunur. Bu, kitabın temel mesajlarından biridir: gerçekliği anlamak ve manipülasyonlara karşı durmak için bilgi ve bilinçli eylem esastır.